Bodrum’da denizin üstünden bakınca manzara şahane: Mavi su, beyaz tekneler, gün batımı… Bir de kafayı suyun altına sokabilsek! Ağlar, misinalar, dev av araçları… Sonra kıyıya çıkıp masum masum soruyoruz: “Balık neden yok?”
Herhalde balık bavulunu hazırlayıp Kos’a taşındı!
…
Kıyı balıkçısının birkaç yüz metrelik ağıyla denizi kilometrelerce ağla çeviren ticari avcılığı aynı kefeye koyamayız. Ama Bodrum çevresinde bir gecede toplam kaç kilometre ağ denize bırakılıyor? Kaç saat kalıyor? Hangi derinlikte? Kim kontrol ediyor?
Balığın boyuna ölçü var, ağ gözüne ölçü var, yasak bölge var, yasak dönem var…
Bir tek insanın iştahına ölçü yok!
Balığı santimle koruyup av baskısını kilometreyle büyütürseniz sonuç belli:
Çok ağ + çok av + az denetim = boş deniz!
…
Gelelim trola.
Ve burada kelimeleri süslemeyelim.
Türk Ege kıyılarındaki ticari trolleri inceleyen bir araştırmada toplam avın yaklaşık üçte birinin ıskarta olduğu hesaplandı. Güllük Körfezi’ndeki yaz örneklemelerinde bu oranın bazı dönemlerde %90’a kadar çıktığı bildirildi.
Yüzde 90!
Denizin dibinden canlıları çek, ekonomik değeri olmayanı ayır…
Şimdi soralım:
Bunun adı avcılık mı, katliam mı?
Balıkçılık, denizin ürününü sürdürülebilir biçimde almaktır.
Denizin dibini canlısıyla, yavrusuyla, hedef dışı türleriyle tarayıp sonra işe yaramayanı ayırmak başka bir şeydir.
Deniz market değil, trol filesi alışveriş sepeti değil!
…
Daha vahimi şu:
Bütün bunlar gizli saklı bir dünyanın meselesi değil.
Trol tekneleri ruhsatlı.
Avcılığın kurallarını devlet koyuyor.
Nerede avlanılacağını devlet belirliyor.
Yasağı devlet ilan ediyor.
Denetimi kamu kurumları yapıyor.
O halde sorunun ikinci yarısı kaçınılmaz:
Bu av baskısına kim, hangi bilimsel stok hesabıyla izin veriyor?
Tarım ve Orman Bakanlığı…
Bodrum–Güllük hattında sürdürülebilir avlanabilecek balık miktarını biliyor musunuz?
Bilmiyorsanız neye göre izin veriyorsunuz?
Biliyorsanız açıklayın:
Denizde kaç ton balık var, kaç tonunun avlanmasına izin veriliyor?
Çünkü denizin hesabını yapmadan ruhsat dağıtmak, kasada kaç lira olduğunu bilmeden çek yazmaya benzer.
Sonunda çek karşılıksız çıkar.
Bizim çek çoktan denizde karşılıksız çıkmaya başladı!
…
Bir başka Ege araştırmasında trol avındaki bazı ticari türlerde yasal boy altındaki balık oranlarının çok yüksek olduğu görülmüş, berlamda oran %92’ye kadar çıkmıştı.
Bu eski bir araştırma.
O nedenle şimdi daha sert soruyoruz:
2026’da oran kaç?
Ölçtünüz mü?
Güllük’te kaç?
Bodrum açıklarında kaç?
Kaç yavru balık daha üremeden ağlara giriyor?
Rakam yoksa neden yok?
Rakam varsa neden halktan saklı?
Denizin altında ne olduğunu bilmiyorsanız yönetemezsiniz; biliyor ve seyrediyorsanız açıklamak zorundasınız.
…
Bir de trolün ardından kalan deniz tabanı var.
Balık yalnız suda yüzmez; beslenir, saklanır, ürer. Yavrunun büyüdüğü yaşam alanını bozarsanız yalnız bugünkü balığı değil, gelecek nesilleri de etkilersiniz.
Sonra açıklama hazır:
“Deniz suyu ısındı…”
Ne güzel!
Denizi tırmıkla, faturayı güneşe gönder!
Güneşin avukatı yok nasılsa.
…
Gırgırda da teknoloji büyüdü. Sonar balığı buluyor, güçlü motor yetişiyor, dev ağ sürünün etrafını sarıyor.
Tekne büyüdü, motor büyüdü, ağ büyüdü, teknoloji büyüdü…
Bir tek balığın kaçma teknolojisi gelişmedi!
Peki balık stoğu büyüdü mü?
İşte onu soran az.
Deniz milyonlarca yılda kurduğu dengeyi insanın elektronik cihazlarına göre hızlandıramaz.
Teknoloji 2026 model, balığın üreme takvimi hâlâ doğanın takvimi!
…
Bir de yavru balık…
Tezgâhta küçücük balığı görüp “Tazecik!” demeyelim.
Taze değil…
Daha çocuk!
Yavruyu yakalayan kadar satın alan, satan, servis eden ve görüp denetlemeyen de bu zincirin bir halkasıdır.
Çünkü yarının anaç balığını bugün tavaya atarsanız, birkaç yıl sonra tavaya koyacak balık ararsınız.
…
Şimdi Bodrum için rakam istiyoruz.
Bir gecede kaç kilometre ağ denize bırakılıyor? Bodrum–Güllük hattında kaç trol ve gırgır çalışıyor? Ne kadar hedef dışı av çıkıyor? Kaç yavru balık yakalanıyor? Kaç yasadışı ağ toplanıyor? Kaç tekne cezalandırılıyor?
Bilmiyorsanız vahim.
Biliyorsanız açıklayın.
Ölçmediğiniz denizi yönetemezsiniz. Denetlemediğiniz denizi koruyamazsınız.
Haritaya yasak çizgisi çekmek kolay.
Mesele o çizginin gece yarısı da kırmızı kalıp kalmadığı!
…
Ve dürüst balıkçıya son söz:
Üç-beş açgözlü tekne denizi talan ederken susuyorsanız, onların ağına yalnız balık değil sizin geleceğiniz de takılıyor.
Kaçak avcı rakibiniz değil, ekmeğinizin hırsızıdır.
Deniz sonsuz değil.
Yıllardır denize aynı soruyu sorduk:
“Daha ne kadar verebilirsin?”
Artık deniz soruyor:
“Daha ne kadar alacaksınız?”
YARIN: BALIK PASAPORT TAŞIMIYOR
Kos birkaç mil ötede. Aynı Ege, aynı güneş, benzer sıcaklık…
Peki karşı kıyıda ne farklı?
Ve finalde soruyu masaya koyacağız:
Denizin altında böylesine hoyrat bir av düzeni sürerken kim izin verdi, kim denetledi, kim sustu?
































