Bu akşam Torba Balıkçı Barınağı’nda yeni av sezonu törenle açılacak. Konuşmalar yapılacak, belgeler dağıtılacak, halk oyunları oynanacak, mezat kurulacak, balık ekmek dağıtılacak. Sonra teknelere binilecek: “Vira Bismillah…”
İyi de… Denizde balık kaldı mı?
Eskilerin anlattığı Bodrum deniziyle bugünkü aynı değil. Bir zamanlar mercanın, barbunun, karagözün, sinaritin peşine düşülen sularda bugün saatlerce ağ bekleten balıkçı eli boş dönebiliyor. Deniz ısındı, doğru. İstilacı türler geldi, o da doğru. Ama bütün faturayı iklim değişikliğine kesmek pek rahat.
Denizi yalnız güneş ısıtmadı; açgözlülük de boşalttı.
…
Anaç balığı alırsanız yumurtayı yok edersiniz, yavruyu yakalarsanız yarının balığını bugünden yersiniz. Kilometrelerce ağı denizin altına duvar gibi gererseniz balığa da “Geç bakalım geçebilirsen!” dersiniz. Yasak yerde, yasak zamanda, yasak yöntemle avlanana göz yumuluyorsa bunun adı balıkçılık değil, denizin sermayesini yemektir.
Elbette bütün balıkçılar aynı değil. Yasağa uyan, küçüğü denize bırakan, ekmeğini denizden çıkaran gerçek kıyı balıkçısı da mağdur. Sözümüz, “Bugün ne kadar toplarsam kâr” diyerek yarının balığını bugünden satanlara.
Deniz kimsenin şahsi buzdolabı değildir!
…
Bir de trol gerçeği var. Dip trolü yalnız balığı toplamıyor; denizin tabanındaki yaşam alanını da etkiliyor. Yavrunun saklandığı, beslendiği habitat zarar gördüğünde kayıp bir gecelik değil, yıllık oluyor.
Bodrum’un yanı başındaki Gökova bunun canlı laboratuvarı. Balık varlığı çok düşük seviyelere geriledi, bazı bölgeler avcılığa kapatıldı, koruma ve denetim güçlendirildi. Sonuç? Balık geri geldi. Bilimsel çalışmalar bazı korunan alanlarda balık biyokütlesinin çevresindeki alanların birkaç katına, bazı ölçümlerde yaklaşık 10 katına çıkabildiğini gösteriyor. Balıkçı gelirlerinin arttığına ilişkin veriler de var.
Demek ki suçlu yalnız güneş değilmiş! Aynı sıcak deniz… Balığı rahat bıraktığınız yerde hayat yeniden çoğalıyor.
Gökova’da oluyorsa Bodrum’da neden olmuyor?
…
Gelelim denizin bekçilerine. Sahil Güvenlik’e birkaç basit soru: Son beş yılda Bodrum çevresinde kaç balıkçı teknesi denetlendi, kaç yasadışı ağ toplandı, kaç yasak av vakası yakalandı, kaç küçük balığa el konuldu, kaç ceza kesildi?
Rakamları açıklayın. Çünkü denetim yeterliyse balık neden yok? Yetersizse neden yetersiz?
Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne de soralım: Bodrum’un balık stoklarını düzenli ölçüyor musunuz, hangi tür ne kadar azaldı? Yoksa sezon başında belgeyi verip, sezon sonunda denizde ne kaldığını Allah’a mı havale ediyoruz?
Denizin bekçisi çok, balığın sahibi yok!
…
Belediyeler de “Bizim yetkimiz değil” iskelesine yanaşmasın. Bodrum Belediyesi, Muğla Büyükşehir Belediyesi, Kaymakamlık, Valilik, milletvekilleri, Tarım ve Orman Bakanlığı… Herkesin makamı, odası, yetkisi var.
Bir tek balığın makamı yok!
Herkes yetki cetvelini açıp “Benden değil” derse sonunda gerçekten kimsenin yetki alanında balık kalmayacak.
…
Bir de birkaç mil öteye bakalım. Kos, Kalymnos, Leros… Aynı Ege. Balık Türk karasuyundan Yunan karasuyuna geçerken pasaport göstermiyor, Yunanca da öğrenmiyor.
Yunanistan’da da balık stokları geriliyor; orada da aşırı avcılık sorun. Ama iki yakadaki av kuralları, ağlar, korunan alanlar ve denetimler arasındaki farkları konuşmak zorundayız. Çünkü deniz iki tarafta da ısınıyorsa:
Balık neden bazı sularda daha rahat nefes alıyor?
…
31 Ağustos’ta Torba’da balık ekmek dağıtılacak. Afiyet olsun. Yalnız küçük bir sorun var: Ekmeğin arasına koyacak balığı bulmak yetmez; denizde bırakacak balık da lazım.
Balık ekmek bir akşamlık, mezat birkaç saatlik, tören bir günlük… Denizi boşaltmanın faturası ise yıllık.
Pazartesi tekneler Torba’dan çıkarken yine “Vira Bismillah” denilecek.
Biz de kıyıdan ekleyelim:
Rastgele değil… Biraz da balığa rast gelsin!
YARIN: DENİZİN ALTINDAKİ GÖRÜNMEZ DUVAR
Kilometrelerce ağ, trol, gırgır, küçük balık, bitmeyen iştah…
Deniz büyük diye iştahın da mı sınırsız olacak?
Ve asıl soru:
Bodrum’un balığını gerçekten kim yiyor?































