Muğla’nın ormanlarını yalnız sıcaklar yakmıyor. Kuraklık yakmıyor. Rüzgâr hiç yakmıyor.
Muğla’yı insan yakıyor!
Kibriti insan çakıyor, anızı insan tutuşturuyor, bahçe çöpünü insan yakıyor, sigara izmaritini insan atıyor. Bakımı yapılmayan enerji hattının sorumlusu da insan, zamanında denetlemeyen de…
Sonra orman tutuşuyor; sirenler çalıyor, arazözler dağa çıkıyor, helikopterler havalanıyor, uçaklar denizden su alıyor.
Ve yıllardır aynı cümle:
“Bütün imkânlarımızla sahadayız.”
İyi de…
Ateş yakılırken neredeydiniz?
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin açıkladığı rakamlar bahaneye fazla yer bırakmıyor. 2024-2026 dönemindeki 3 bin 869 açık alan yangınının 2 bin 682’si insan kaynaklı. Yaklaşık her 10 yangından 7’si!
Bu yalnız yangının değil, denetimin de karnesi.
2025’in ilk sekiz ayında Muğla’nın 13 ilçesinde 869 anız, tarla ve saman yangını kayıtlara geçti.
Ama asıl ürkütücü rakam 869 değil.
Kayıtlara hiç girmeyenler!
Yangına dönüşmeden sönen anız ateşleri… Zeytinlikte yakılan dallar… Bahçede tutuşturulan kuru otlar… Tarlada yakılıp “Bu defa da bir şey olmadı” denilen ateşler…
Kaç tane?
Bin mi, beş bin mi, on bin mi?
Bilen var mı? Denetleyen var mı?
Üstelik anız ve bitki artıklarını yakmak yasak.
Öyleyse hesap basit:
Yasak var. Ateş var. Denetim nerede?
Muhtar nerede? Jandarma nerede? Tarım teşkilatı nerede? Orman muhafaza nerede?
Kaç yasak ateş yangına dönüşmeden yakalandı? Kaç kişiye ceza kesildi? Kaç muhtar ihbarda bulundu?
Bu rakamları da açıklayın.
Çünkü yangın çıktıktan sonra kaç arazöz gönderildiğini anlatmak kolay. Asıl marifet, kaç arazözün garajdan çıkmasına gerek bırakmadığınızı anlatabilmek.
Caddeyi görüyoruz, ormanı neden göremiyoruz?
Caddeler kamera dolu. Kavşaklar izleniyor. Plakalar kilometrelerce takip ediliyor. Mahallelerde bekçiler dolaşıyor.
Güvenlik için doğru.
Peki orman bu ülkenin güvenliği değil mi?
Orman girişlerinde neden daha fazla kamera yok? Yangın riski yüksek bölgelerde neden termal sistemler yaygın değil? Kritik günlerde kaç drone devriye geziyor? Uydu verileri, sabit kameralar ve dronlar tek bir erken uyarı sisteminde neden buluşmuyor?
Bugün teknoloji geniş alanlardaki ısı anomalilerini uydudan görebiliyor. Drone dakikalar içinde dumanın üzerine gidebiliyor.
Ama biz hâlâ kimi zaman vatandaşın:
“Alo, burada duman var!”
telefonunu bekliyoruz.
Sonra o küçük duman büyüyor ve aynı gökyüzüne bu kez helikopter kaldırıyoruz.
Bir drone’u erken kaldırmamanın bedelini birkaç saat sonra yangın söndürme uçağıyla ödüyorsak, burada yalnız yangını değil yönetim anlayışını da sorgulamak gerekiyor.
Caddede bekçi var, ormanın bekçisi nerede?
Türkiye’de 30 binin üzerinde çarşı ve mahalle bekçisi görev yapıyor. Bekçinin amacı yalnız suç işlendikten sonra koşmak değil; görmek, caydırmak, önlemek.
Peki aynı mantık ormanda neden yeterince güçlü değil?
Üstelik sıfırdan teşkilat kurmaya gerek yok. Orman muhafaza memurları zaten var. Sistemi güçlendirin. Muğla gibi yangın riski yüksek illerde yaz aylarında devriyeleri artırın. Riskli bölgeleri paylaşın, her bölgenin sorumlusunu belirleyin.
Ve en önemlisi:
Ormana adam değil, ormancı alın!
Burası eşe dosta iş kapısı, siyasi referansın ödülü, cebinde kartvizitle gelene kadro dağıtılacak yer olmasın.
Ölçü belli:
Eğitim, liyakat, arazi bilgisi, fiziksel yeterlilik, yangın tecrübesi.
Rüzgârı okuyacak, koordinat verecek, termal kamerayı ve drone’u kullanacak, küçük ateşe anında müdahale edecek insan lazım.
Kartvizit okuyacak insan değil!
Alev “Kimin referansıyla geldin?” diye sormuyor. Rüzgâr kartvizite bakıp yön değiştirmiyor.
Orman köylüsünden de yararlanın. Emekli ormancıyı, bölgeyi avucunun içi gibi bilen insanı eğitin, sisteme katın. Muhtarı zincirin içine alın.
Uydu görecek, kamera izleyecek, drone doğrulayacak, muhtar haber verecek, eğitimli orman muhafaza ekibi müdahale edecek.
Mucize değil.
Organizasyon!
“Pahalı olur” diyene…
Birileri “Bunca personelin, kameranın, drone’un maliyeti ne olacak?” diyebilir.
Önce yanan bir ormanın maliyetini hesaplasınlar.
Fidan alacaksınız, dikeceksiniz, bakım yapacaksınız, işçi çalıştıracaksınız, su taşıyacaksınız ve onlarca yıl bekleyeceksiniz.
Ağacı belki yeniden yetiştirirsiniz.
Peki yanan ekosistemi? Ölen canlıları? Kaybolan toprağı? Su kaynaklarını? Geçmiş elli yılı?
Onları hangi bütçeden satın alacaksınız?
Ormanda çalışan bir koruma ekibi belki on yıl büyük bir yangın görmeyecek. On yıl maaş alacak, devriye gezecek ve her akşam “Bugün de bir şey olmadı” diye dönecek.
Ne güzel!
Zaten istediğimiz de hiçbir şey olmaması.
Sonra bir gün ince bir duman görecek. Beş dakika erken ulaşacak. Birkaç metrekarelik ateşi söndürüp binlerce ağacı kurtaracak.
O gün on yıllık maaşını tekrar hesaplayın.
Belki ucuz bile kalacak.
Yangını önlemeye harcanan para israf değil, sigorta.
Asıl pahalı olan ihmal.
Şimdi hesap verin
Muğla’da kaç orman muhafaza memuru fiilen arazide? Bir kişiye kaç hektar orman düşüyor? Kaç orman girişi kamerayla izleniyor? Kaç termal kamera çalışıyor? Yangın tehlikesinin en yüksek olduğu günlerde kaç drone havalanıyor? Uydu uyarıları hangi merkeze, kaç dakikada ulaşıyor?
2025’te kaç yasak anız ve bahçe ateşi yangına dönüşmeden tespit edildi? Kaç kişiye ceza kesildi? Kaç muhtar ihbarda bulundu?
Ve en önemlisi:
Muğla’da geçen yıl kaç yangın daha başlamadan önlendi?
Yangından sonra yüzlerce insanı dağa göndermek devletin gücünü gösterir.
Yangından önce doğru insanı dağa koymak devlet aklını gösterir.
Artık yalnız kaç uçak kaldırdığınızı anlatmayın.
Kaç uçağı kaldırmaya gerek bırakmadığınızı da anlatın.
“Yeşil Vatan” yalnız yangın çıktığında hatırlanacak iki kelime olmamalı.
Caddeyi bekçiyle, meydanı kamerayla koruyorsak ormanı da liyakatli insanla, teknolojiyle ve 24 saat denetimle koruyacağız.
Vatan diyorsak, bekçisi de olacak.




























