Adalet geciktiğinde, paranın değeri zamana yenik düşmemeli diyerek, sonunda yargılama faizleri yeni yargı paketinde düzenlendi. Bir davayı kazanmak her zaman gerçekten kazanmak anlamına geliyor mu? İlk bakışta cevabı kolay bir soru gibi görünüyor. Mahkeme kararını veriyor, haklı bulunan taraf alacağına kavuşuyor gibi görünse de Türkiye’de yıllardır devam eden bir başka sorun var ki, karar çıkana kadar geçen zamanda paranın değer kaybetmesi.
Bir alacağın bugün 1 milyon lira olması ile beş yıl sonra yine 1 milyon lira ve işlemiş faizi ile birlikte ödenmesi, matematiksel olarak aynı şeyi ifade ediyor olabilir. Ancak ekonomik gerçeklik açısından aynı şey değildir. Çünkü enflasyon, paranın satın alma gücünü zaman içinde azaltıyor. Dolayısıyla mahkemede hakkını arayan kişinin, yıllar sonra aynı nominal tutarı alması, her zaman hakkının gerçek anlamda iade edildiği anlamına gelmiyor. İşte bu nedenle 12. Yargı Paketi ile kanuni faize ilişkin yapılan değişikliği yalnızca “yargılama sürecinde faiz oranı artırıldı” şeklinde değerlendirmek eksik kalır. Asıl önemli olan, hukukun ekonomik gerçeklikle arasındaki mesafenin biraz olsun kapatılmasıdır. Zira zararın bu yöntemle tamamen giderilmesi söz konusu değil. Paranın da bir zaman değeri var.
Hukuk, bir borcun ödenmesi gerektiğini söyler. Ekonomi ise bize paranın zaman içinde aynı değerde kalmadığını hatırlatır. Bu ikisi birbirinden koparıldığında ortaya önemli bir ekonomik bir adaletsizlik ortaya çıkıyor. İşte burada faiz, yalnızca “borca eklenen bir miktar” olmaktan çok, zaman içinde kullanılamayan paranın ve uğranılan ekonomik kaybın telafisi bakımından bir araç hâline geliyor. Uzun yıllardır yüksek enflasyonla yaşayan bir ülkede, yargılama sırasında alacağın değerini koruyamayan bir faiz sisteminin adaleti eksik bırakacağı artık çok daha açık.
12. Yargı Paketi bu anlamda neden önemli sorusunun cevabı, kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen düzenleme, kanuni faiz bakımından önemli bir değişiklik getirdi. Daha önce sabit bir oran üzerinden yürüyen sistem yerine, kanuni faiz TCMB’nin kısa vadeli kredi işlemlerindeki reeskont oranına bağlandı. Yeni sistemde, sözleşmede farklı bir faiz oranı belirlenmemişse kanuni faiz, belirlenen reeskont oranının yüzde 80’i esas alınarak hesaplanacak. Reeskont oranındaki belirli değişiklikler de yılın ikinci yarısında uygulanacak faiz oranını etkileyebilecek. Bu değişiklik teknik olarak bir faiz hesabı değişikliğidir.
Fakat sonuçları teknik değildir. Çünkü hukuk düzeni ilk kez daha açık biçimde şunu kabul etmiş oluyor, yani ekonomik şartlar değişiyorsa, alacağın değerini korumaya yönelik faiz mekanizmasının da bu değişime ayak uydurması gerektiği kabul edilmiş oldu.
Nitekim Anayasa Mahkemesinin daha önceki değerlendirmelerinde de yüksek enflasyon dönemlerinde sabit kanuni faiz oranının alacaklının uğradığı ekonomik kaybı karşılamayabileceğine dikkat çekilmişti. Bu bakımdan, bir borçlu açısından, borcunu zamanında ödemek yerine yargılama sürecini beklemek ekonomik açıdan avantajlı hâle gelirse, hukuk sisteminin istemediği, “Nasıl olsa dava yıllarca sürer, bugün ödemek yerine beklemek daha avantajlı.” bir teşvik ortaya çıkar. Bu nedenle yargılama sırasında işleyen faiz, yalnızca alacaklının kaybını telafi eden bir mekanizma olarak değil, aynı zamanda borcun zamanında ödenmesini teşvik eden bir hukuk politikası aracı olarak da görülmelidir.
Yeni yargı paketi ile getirilen yeni sistemin olumlu tarafı işte burada ortaya çıkıyor. Yargılamalardaki faiz oranı ekonomik koşullardan tamamen kopuk sabit bir rakam olmaktan çıkarıldı, yaşayan bir olgu olarak adalet anlamında bir anlam kazandı.































