2023’te ciddi çevresel sakıncalar ortaya koyan bilirkişi değerlendirmeleri… 2026’da aynı proje için “sekizde sekiz uygun” diyen yeni heyet… Keşiften yalnız 19 gün sonra gelen 87 sayfalık rapor ve dijital künyesinde heyette olmayan bir ismin bulunduğu iddiası… Deştin dosyasında artık yalnız çimento fabrikası değil, bilirkişilik kurumunun güvenilirliği de tartışılıyor.
…
Yıllardır mahkemelerde dolaşan, iki kez yargıdan dönen bir çimento projesi… Yeni ÇED, yeni dava, yeni bilirkişi.
Kapıdan dön, bacadan gir!
2023’te bilirkişiler ciddi çevresel sakıncalar ortaya koyuyor. Aradan üç yıl geçiyor, dokuz kişilik yeni heyet geliyor ve sonuç:
Sekiz uzmanlık alanında sekizde sekiz uygun!
Aynı Deştin, aynı Bayır, aynı su, aynı orman, aynı zeytin…
Üç yılda dağ mı yürüdü, zeytinlikler bavulunu mu topladı; yoksa bilim çimentoyla temas edince kıvam mı değiştirdi?
…
Keşif 17 Haziran 2026’da yapılıyor. Dokuz kişilik heyetin 87 sayfalık raporu 6 Temmuz’da, yani 19 gün sonra mahkemeye sunuluyor.
Toprak, su, hava, orman, zeytin, jeoloji…
Ve sonuç: Uygun.
Bu hızla bilirkişiye değil, kronometreye ihtiyaç var!
Elbette bir raporun hızlı hazırlanması tek başına onun yanlış olduğunu göstermez. Ama üç yıl önce ciddi sakıncalar bulunan böylesine büyük bir projede vatandaşın sormaya hakkı var:
19 günde ne ölçtünüz, ne karşılaştırdınız, neyin değiştiğini gördünüz?
…
Heyette Prof. Dr. Gültekin Tarcan, Prof. Dr. Hasan Koç, Prof. Dr. Fahri Yiğit, Hüseyin Ökten, Hasan Özgür Bağıröz, Adalet Öner, Ali Saral, Yalçın Özcan ve Gürkan Demiröz bulunuyor.
Muğla Büyükşehir Belediyesi rapora teknik ve bilimsel gerekçelerle itiraz etti; ardından raporla ilgili suç duyurusunda bulundu. Bu, bilirkişilerin suçlu olduğu anlamına gelmez.
Ama soruları ağırlaştırır.
Dokuz bilirkişiye bilimleri kadar vicdanları adına da soruyorum:
2023’teki sakıncaların hangisi ortadan kalktı? Hangi yeni saha ölçümü yapıldı? Su, orman ve zeytin için hangi risk yok oldu? Eski raporla yeni rapor arasındaki bu büyük farkın bilimsel açıklaması nerede?
İmza birkaç saniye; o imzanın altında kalacak doğa belki yüz yıl!
Bilim insanının önünde yalnız dosya yoktur. O dosyanın arkasında toprak, su, ağaç ve gelecek kuşaklar vardır.
Vicdanın bilirkişisi yoktur; herkes raporunu sonunda kendi vicdanına verir.
…
Heyetteki Hüseyin Ökten ve Gürkan Demiröz’ün 2024’te Karacasöğüt’teki başka bir çevre davasında da bilirkişilik yaptığı, o heyetin “ÇED gerekli değildir” kararını uygun bulduğu ve çevrecilerin buna itiraz ettiği görülüyor.
Bu kimseyi suçlu yapmaz.
Ama çevre davalarında görev alan bilirkişilerin önceki bilimsel yaklaşımlarını sorgulamak da kimseyi suçlu yapmaz.
Bilirkişilik sır odası değildir; mahkemenin gözü olan, ne gördüğünü bilimle açıklamalıdır.
…
Dijital künyedeki isim kimin?
Gelelim dosyanın en düşündürücü bölümüne.
UYAP üzerinden alınan bilirkişi raporu nüshalarının dijital künyesinde, dokuz bilirkişiden biri değil, Dr. Mehmet Remzi Seyfioğlu’nun “yazar” olarak göründüğü ileri sürülüyor.
Seyfioğlu sıradan, dosyayla ilgisiz bir isim de değil.
Kamuoyuna yansıyan belgelere göre projenin ÇED raporundaki EK-13’ü hazırlayan, fabrikanın ve ocakların hava kalitesi ile gürültü etkilerine ilişkin teknik değerlendirmelerde bulunan isim. Bakanlığın mahkemeye sunduğu savunmada da Seyfioğlu’nun teknik değerlendirmelerine atıf yapıldığı belirtiliyor.
Ve burada Çınar Mühendislik Müşavirlik A.Ş. bağlantısı önem kazanıyor.
Dava konusu projenin ÇED dosyasının hazırlanmasında yer alan danışmanlık kuruluşlarından biri Çınar Mühendislik. Yani karşımızda bir tarafta projenin ÇED çalışmalarını hazırlayan teknik yapı, diğer tarafta o ÇED’i bağımsız biçimde incelemekle görevli mahkeme bilirkişileri var.
Tam da bu nedenle dijital künyedeki isim açıklanmak zorunda.
ÇED’i hazırlayan tarafın izi, mahkemenin bilirkişi raporunun dijital künyesinde neden görünüyor?
…
Burada frene de basalım.
Dijital künyede Seyfioğlu’nun adının bulunması “bilirkişi raporunu Seyfioğlu yazdı” demeye tek başına yetmez.
Belki kullanılan bilgisayardan, eski bir Word dosyasından, şablondan veya başka teknik bir nedenden kaynaklandı.
Olabilir.
Ama o zaman açıklayın.
Rapor hangi bilgisayarda oluşturuldu? Hangi dosyadan türetildi? ÇED dosyasından herhangi bir elektronik belge veya şablon kullanıldı mı? Seyfioğlu’ndan ya da ÇED’i hazırlayan teknik ekipten bilirkişilere tablo, hesaplama, veri veya dosya ulaştı mı?
Bir açıklaması varsa mesele kapanır; açıklaması yoksa soru büyür.
Çünkü bilirkişi raporu sıradan bir Word belgesi değildir.
Bilirkişi raporu bakkal veresiye defteri değildir!
Mahkemenin kararını etkileyebilecek belgedir.
…
Çınar Mühendislik tarafı da kamuoyuna açıkça anlatmalı:
Bilirkişi raporunun hazırlanması sırasında şirkete veya ÇED ekibine ait herhangi bir elektronik dosya bilirkişilere ulaştı mı? Dijital künyedeki Seyfioğlu isminin kaynağı konusunda bilgileri var mı?
Bilirkişiler de aynı soruya cevap vermeli.
Çünkü çizgi çok nettir:
Bir tarafta ÇED’i hazırlayanlar, diğer tarafta ÇED’i denetleyen bilirkişiler.
Bu iki taraf arasındaki mesafe yalnız hukuken değil, vicdanen de korunmalıdır.
Yoksa vatandaşın soracağı soru ağırdır:
Bilirkişi raporu ÇED’i mi denetledi, yoksa ÇED bilirkişi raporuna mı taşındı?
…
Üstelik mesele artık yalnız yerel tartışma değil. Bilirkişi raporunun dijital künyesindeki Seyfioğlu ismi ve 2023 ile 2026 raporları arasındaki büyük farklılık TBMM’de üç ayrı bakanlığa yöneltilen sorulara kadar taşındı.
Muğla Büyükşehir Belediyesi itiraz etti, suç duyurusunda bulundu. Köylüler de adliye önüne çıktı.
Artık yapılacak iş basit:
Şüpheyi büyütmek değil, şüpheyi bitirmek.
Dijital dosya adli bilişim uzmanlarınca incelensin. 2023 ve 2026 raporları madde madde yan yana konulsun. Hangi bilimsel verinin değiştiği gösterilsin. Gerekirse dosyayla hiçbir bağı bulunmayan uzmanlardan yeni bir heyet oluşturulsun.
Hodri meydan!
…
Bilirkişiler kızmasın, alınmasın.
Cevap versin.
Profesör yazmak yetmez. Unvan, raporun üzerindeki süs değildir; sorumluluğun ağırlığıdır.
Rapor konuşacak, veri konuşacak, ölçüm konuşacak, bilim konuşacak.
Sonra herkes kendi vicdanına dönecek.
Çünkü mahkeme dosyası bir gün kapanır. Bilirkişinin görevi biter. İmzalar arşive kalkar.
Ama o imzanın sonucu doğada kalabilir.
Bilim insanının imzasının mürekkebi kurur; vicdandaki izi kolay kurumaz.
Rapor bilimselse bilim kazansın. Bilirkişiler haklıysa gerçek ortaya çıksın.
Ama doğanın ölüm fermanını bilimin adına kimse yazmasın.
Doğa değişmedi, su değişmedi, orman değişmedi, zeytin değişmedi.
Peki bilirkişide ne değişti?
……




























