Deştin çimento fabrikası için 200 binin üzerinde ağacın kesilebileceği ileri sürülüyor. Ama mesele yalnız testere değil. Çimento ve taşocağı tozunun kesilmeyen çamlar üzerindeki yıllarca sürebilecek etkisi de tartışılıyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi itiraz ediyor. Peki ormanı korumakla görevli teşkilat neden susuyor? Ormanı kurtarmak için illa yanmasını mı bekleyeceğiz?
…
Muğla İdare Mahkemesi’nin önündeki fotoğrafa bakın.
Özellikle kadınların ellerine, yüzlerine…
O eller nasırlı; o yüzlerde Muğla güneşinin yıllardır bıraktığı izler var.
Zeytin toplamış, dal budamış, toprak işlemişler. Şimdi aynı eller pankart taşıyor.
Onların fabrikası yok; toprakları var.
Kasalarında milyonlar yok; bahçelerinde zeytin var.
Bir tarafta nasırlı el, diğer tarafta milyonluk yatırım hesabı!
…
Çevre örgütleri, haberler ve bazı teknik çalışmalarda 200 binin üzerinde ağacın kesilebileceği ileri sürülüyor.
Kesin rakam demiyoruz.
İddia.
Yanlışsa devlet açıklasın: Kaç hektar orman etkilenecek? Kaç ağaç kesilecek? Hangi türler kaybedilecek?
Bölgede çok sayıda zeytin ağacı bulunduğu, aralarında çok yaşlı ağaçların da olduğu ileri sürülüyor.
Kaç zeytin var? Kaçı 50, kaçı 100 yaşında?
Zeytini rapordan değil, dalından sayalım!
…
Muğla Büyükşehir Belediyesi itiraz ediyor, suç duyurusunda bulunuyor.
Alkışlar.
Peki Orman nerede?
Çünkü mesele yalnız kesilecek ağaç değil.
Kesilmeyen ağacı da konuşalım!
Çimento fabrikası ve taşocaklarından çıkan ince tozlar rüzgârla çamların iğnelerine taşınabilir; gözenekleri etkileyebilir, ışığı azaltabilir, fotosentezi bozabilir.
Testere bir kere keser; toz her gün çöker.
Fabrika bacaları, klinker üretimi, ocaklar, kırma-eleme, patlatmalar ve kamyonların oluşturacağı toplam toz hesaplandı mı? Hakim rüzgârlarla nereye taşınacak? Yıllarca bu tozun altında kalan çamlar ne hale gelecek?
Orman teşkilatı bunları bilmiyor mu?
Biliyorsa hangi önlemi istedi? Hangi ölçümü yaptırdı? Hangi sınırı koydu?
…
Ormanı kurtarmak için illa yangın söndürmek gerekmez!
Muğla her yaz yanıyor. Bir çamı kurtarmak için helikopter kaldırılıyor, uçak uçuruluyor, ormancı ateşin içine giriyor.
Yangında alevlerin önüne geçmek kahramanlıktır.
Ormanı ateş değmeden korumak ise ormancılıktır.
Yangından kurtardığımız ağacın karşısına sonra testereyi ve çimento tozunu çıkarmak hangi anlayıştır?
Ateş değmedi diye ağaç kurtulmuş mu sayılacak?
Yangın bir gecede öldürür; toz yıllara yayarak boğabilir.
…
İnsan bir yürekli ormancı arıyor:
“Başlarım ÇED raporuna, önce şu ormanı kurtaralım!” diyecek biri yok mu?
Bir Orman Bölge Müdürü “Önce ağacı konuşacağız!” diyemiyor mu?
Bir orman mühendisi “Kesilecek ağacı saymak yetmez; kesilmeyecek ağacın 20 yıl sonraki halini de hesaplayın” demiyor mu?
Yoksa bürokrasinin görevi:
“Evet ağam, evet paşam…”
demek mi?
Sözümüz yangının içine giren ormancıya değil.
Sözümüz karar verenlere.
Masanızdaki dosyanın altında orman var. Attığınız imzanın ötesinde çam, kuş, arı, su var.
Makamın süresi vardır; kesilen ormanın geri dönüşü yoktur.
Bir gün çocuklarınız “Bu ağaçları neden korumadınız?” diye sorarsa hangi ÇED sayfasını göstereceksiniz?
…
Peki neden bu kadar sessizlik?
Mevzuat mı ellerini bağlıyor? Üst makamların kararı mı? Yoksa kamuoyunun bilmediği başka hesaplar mı var?
Bilmiyoruz.
“Başka hesaplar var” demiyoruz; “başka hesaplar mı var?” diye soruyoruz.
Çünkü yangında orman yandığında “milli servetimiz kül oldu” diyoruz.
Aynı orman yatırım için kesildiğinde veya yıllarca sanayi tozunun altında kaldığında hangi muhasebe devreye giriyor?
Ateş yakarsa milli servet, testere keserse yatırım, toz boğarsa kalkınma mı?
…
Orman teşkilatının görevi yalnız külün başında tutanak tutmak değildir.
Orman daha yeşilken önünde durmaktır.
Yangından ağaç kurtarıp testereye ve toza teslim etmek, ormanı korumak değildir.
Orman Genel Müdürlüğü çıkıp açıklasın:
Yangına “dur” diyebiliyorsunuz da testereye neden diyemiyorsunuz?
Alevden koruduğunuz ağacı çimento tozundan kim koruyacak?
Sonra yeniden adliye önündeki o kadınların ellerine bakın.
Bilirkişi gider, yönetici değişir, şirket bir gün gider, mahkeme dosyası kapanır.
Köylü ertesi sabah yine o toprağa uyanır.
Kesilen ağaç uyanmaz.
Çünkü orman yalnız devletin malı değildir.
Doğmamış çocukların da hakkıdır.
Ve Orman teşkilatına son soru:
Ormanı korumak için illa yanmasını mı bekleyeceğiz?




























