Bir zamanlar çocukların en çok soru sorduğu kişiler anne ve babalarıydı.
“Bebekler nasıl doğuyor?”
“İnsanlar neden evleniyor?”
“Kızlarla erkekler neden farklı?”
“Arkadaşım neden bana böyle davrandı?”
“Bu doğru mu?”
“Bu yanlış mı?”
Merak edilen pek çok şey önce evde konuşulurdu.
Anne bilmezse baba anlatırdı…
Baba cevap veremezse öğretmene sorulurdu.
Cevaplar belki her zaman kusursuz değildi.
Ama çocuğun karşısında onu tanıyan, seven ve iyiliğini isteyen bir insan vardı.
…
Bugün ise sessiz ama çok önemli bir değişim yaşanıyor.
Çocukların ilk danıştığı kişi giderek daha fazla anne, baba ya da öğretmen değil…
Telefon.
Tablet.
Arama motoru.
Sosyal medya.
Ve çocuğu hiç tanımayan algoritmalar.
Bir sorunun cevabını birkaç saniye içinde bulmak mümkün.
Ama bulunan cevabın doğru olup olmadığını anlamak aynı hızda mümkün değil.
…
Çocuk ve ergen psikiyatristi Prof. Dr. Yankı Yazgan, çocukların güven duydukları yetişkinlerle rahatça konuşabilmelerinin gelişimleri açısından önemine dikkat çekiyor.
Çünkü çocuk soru sormaktan çekinmiyorsa yalnız bilgiye değil, güvene de ulaşır.
Sorular cevapsız kaldığında ise merak ortadan kalkmaz.
Yalnızca cevabın arandığı adres değişir.
…
Çocuk ve ergen psikiyatristi Prof. Dr. Bengi Semerci de merakın çocuk gelişiminin doğal bir parçası olduğunu vurguluyor.
Sorun çocuğun soru sorması değildir.
Asıl mesele…
Doğru cevabı kimden aldığıdır.
İnternet büyük bir bilgi kaynağıdır.
Ama her bilgi doğru değildir.
Her görüntü gerçek değildir.
Her içerik de bir çocuğun yaşına uygun değildir.
…
İşte tam burada anne ve babaların görevi değişiyor.
Artık çocukların karşısında yalnızca bilgi veren anne babalar olmak yetmiyor.
Bilgiyi birlikte sorgulayabilen…
“Sen bunu nerede gördün?”
“Sence doğru olabilir mi?”
“Başka bir kaynağa da bakalım mı?”
diyebilen anne babalara ihtiyaç var.
Çünkü artık çocuklarımızı bütün bilgilerden koruyamayız.
Ama doğruyla yanlışı ayırmayı öğretebiliriz.
…
Belki de bugün anne babaların kendilerine sorması gereken en önemli soru şu:
Çocuğum merak ettiği bir şeyi bana rahatlıkla sorabiliyor mu?
Yoksa…
Benden çekindiği için başka kapıları mı çalıyor?
Çünkü çocuklar merak etmekten vazgeçmez.
Bedenlerini merak ederler…
Sevgiyi…
Arkadaşlığı…
İlk aşkı…
Mahremiyeti…
İnsan ilişkilerini…
Hayatı…
Ve cevaplarını bir yerden mutlaka bulurlar.
Asıl mesele de burada başlar:
O ilk cevabı kim verecek?
…
Belki çocuğumuza söyleyebileceğimiz en değerli cümle şudur:
“Bana istediğin her şeyi sorabilirsin.”
Bilmiyorsak…
“Bilmiyorum.” diyebiliriz.
Sonra birlikte araştırabiliriz.
Çünkü anne babanın bütün cevapları bilmesi gerekmez.
Ama çocuğun bütün sorularıyla gelebileceği güvenli bir kapı olması gerekir.
…
Bir çocuğun ilk danışmanı bir arama motoru olmak zorunda değil.
İlk danışmanı…
Kendisini yargılamadan dinleyen annesi…
Babası…
Öğretmeni…
Ya da güvendiği bir yetişkin olabilir.
Çünkü bilgi her yerde bulunabilir.
Ama güven, ancak insanlar arasında kurulur.
Ve çocuk büyürken yalnızca doğru cevaplara değil…
Sorularını korkmadan sorabileceği insanlara da ihtiyaç duyar.




























