Fethiye’nin Darboğaz, Gökgemile ve Oyuktepe koyları… Bir tarafta milyonlarca yılda oluşmuş kıyılar, deniz, ekosistem ve halkın ortak mirası; diğer tarafta yaklaşık 150 tekne. Ve ortada çok ciddi bir soru:
Çevresel Etki Değerlendirmesi mi yapılıyor, yatırımcıya çevresel geçiş belgesi mi veriliyor?
Soru ağır. Ama Özel Çevre Koruma Bölgesi içindeki üç ayrı koyda iskele projeleri gündeme geliyor ve sonuç “ÇED Gerekli Değildir” oluyorsa bunu sormak gazeteciliğin görevidir. Darboğaz’da yaklaşık 100, Gökgemile’de 25, Oyuktepe’de 25 tekne… Toplam yaklaşık 150 tekne için üç koyun doğal karakteri tartışmaya açılıyor.
Bir koyun değeri kaç tekne eder?
…
ÇED’in görevi yatırımın önünü açmak değil, yatırımın doğaya verebileceği zararı önceden belirlemek ve gerektiğinde “Burada olmaz” demektir.
Fakat Fethiye’de ortaya çıkan tablo düşündürücü. 2026’nın ilk altı ayında ilçede değerlendirilen 80 proje için “ÇED Gereklidir” veya “ÇED Olumsuz” kararı çıkmadığı bildiriliyor. Bu sayı tek başına usulsüzlük kanıtı değildir. Ama sormak gerekir:
ÇED sistemi çevreyi korumak için mi çalışıyor, projelerin önündeki çevresel engelleri kaldırmak için mi?
Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde üç koya iskele yapılırken bile “ÇED Gerekli Değildir” deniyorsa, ÇED ne zaman gereklidir? Koy tamamen kapatıldığında mı, denizin yarısı doldurulduğunda mı, son yurttaş havlusunu serecek yer bulamadığında mı?
…
İskele yalnız denizin üzerine uzatılan birkaç metre yapı değildir. Tekne, servis, yakıt, atık, araç, gürültü, gece aydınlatması ve ticari yoğunluk gelir. Bunların deniz çayırlarından dip ekosistemine, kıyı kullanımından kara trafiğine kadar toplam etkisi vardır.
Birinci projeye “küçük”, ikinciye “küçük”, üçüncüye yine “küçük” denildiğinde ortaya çıkan sonuç artık küçük olmayabilir. Çünkü doğa parsel parsel yaşamıyor. Balık şirket sınırını bilmiyor, deniz proje dosyasındaki koordinatta durmuyor, ekosistemin tapusu yok.
…
Fethiye tekne bağlayacak yer bulamadığı için mi bu projelere ihtiyaç duyuyor? Bölgede zaten binlerce teknelik deniz turizmi kapasitesi bulunuyor. O halde neden Darboğaz’a 100, Gökgemile’ye 25, Oyuktepe’ye 25 tekne daha sokmak uğruna üç koy riske atılıyor?
150 teknenin ekonomik menfaati, milyonların ortak kıyı hakkından daha mı değerli?
Zengin olmak, tekne sahibi olmak suç değildir. Ama parası olanın denizde daha fazla hakkı olduğu anlayışı kabul edilemez.
…
Bir de Muğla Büyükşehir Belediyesi var.
Başkan Ahmet Aras, Selimiye’de Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde planlanan 450 yatlık proje için “Buna asla izin vermeyeceğiz” dedi.
Doğru.
Peki aynı Muğla’nın Fethiye kıyıları?
Selimiye’nin koyu kıymetli de Fethiye’nin koyları üvey evlat mı?
MBB Darboğaz, Gökgemile ve Oyuktepe için hangi kurum görüşünü verdi? ÇED kararlarına itiraz etti mi? Dava açacak mı? Planlara karşı çıktı mı? Fethiye Belediyesi ne yaptı? Çevre örgütleri ve halk sokağa çıkarken belediyeler neden aynı yüksek sesle konuşmuyor?
Bunlar siyasi polemik değil, cevaplanması gereken kamu yararı sorularıdır.
…
Bir de para meselesi var. İskele yapılacak, tekneler bağlanacak, ücret ödenecek ve ticari işletmeler oluşacak. O halde deniz alanı kime tahsis edilecek, iskeleyi kim işletecek, bağlama parasını kim alacak, özel şirket ne kazanacak, belediyelerin doğrudan veya dolaylı herhangi bir ekonomik geliri olacak mı?
MBB’nin bu üç özel iskeleden gelir elde edeceğine ilişkin bugün elimizde doğrulanmış bir belge yok. O nedenle suçlamıyoruz; soruyoruz.
Olmayacaksa açıklansın. Olacaksa miktarı açıklansın.
Kıyı kamuya aitse hesabı da kamuya açık olmalıdır.
…
Bodrum’un Bitez’i önümüzde duruyor. Kıyıya tekne, iskele, işletme, servis alanı, otopark ve ticaret girdikçe eski kıyıyı geri getirmek zorlaşıyor. Sonra belediyeler “halkın kıyıya erişimini sağlayacağız” diyor.
İnsan sormadan edemiyor:
Halk zaten oradaydı; onu kıyıya yeniden ulaştırmak neden gerekiyor?
Türkiye’nin kıyı hikâyesi yıllardır böyle yazılıyor: Önce halk çekiliyor, sonra ticaret yerleşiyor, ardından halka birkaç metre bırakılıp bunun adına “kamusal erişim” deniliyor.
…
Ve en temel soru:
Neden halka sorulmuyor?
Anayasa kıyıların kullanımında kamu yararını esas alıyor. O halde kamu kim? Yatırımcı mı, tekne sahibi mi, marina işletmecisi mi; yoksa o koylarda yüzmek isteyen milyonlar mı?
Türkiye’de bu projeler için bağlayıcı yerel referandum zorunluluğu olmayabilir. Ama MBB ve Fethiye Belediyesi halk toplantısı, kent forumu, kamuoyu yoklaması yapabilir; bütün proje belgelerini masaya koyup Fethiyeliye sorabilir:
“Darboğaz, Gökgemile ve Oyuktepe’ye bu iskeleleri istiyor musunuz?”
Neden sorulmuyor?
Yoksa cevap tahmin edildiği için mi?
…
Dağ Taş Aş Bizim Platformu öncülüğünde çevre örgütleri, meslek odaları ve yurttaşların başlattığı mücadele yalnız üç iskele meselesi değildir. Asıl soru “Kıyılar kimin?”
Kıyılar halkınsa, halk neden kendi kıyısının geleceğinde seyirci?
Fethiye’nin gerçek sermayesi betonu değil; Darboğaz’ı, Gökgemile’si, Oyuktepe’si, denizi ve doğasıdır. Bunları tüketip adına “turizm yatırımı” demek, oturduğun dalı kesip kerestesini satarak zenginleşmeye benzer. Bir süre para kazanırsınız; sonunda oturacak dalınız kalmaz.
…
Mesele 150 tekne değildir.
Mesele 150 tekne uğruna üç koyun geleceğinin riske atılmasıdır.
Ve karar veren bütün kurumlara tekrar soruyoruz:
Çevresel Etki Değerlendirmesi mi yapıyorsunuz, yatırımcıya çevresel geçiş belgesi mi veriyorsunuz?
ÇED gerçekten çevreyi koruyorsa gerektiğinde yatırımcıya “Hayır, buraya yapamazsın” diyebilmelidir.
Çünkü hiç “hayır” demeyen bir denetim mekanizmasının neyi denetlediği sorgulanır.
Bugün Darboğaz, Gökgemile ve Oyuktepe için soruyoruz.
Yarın elimizde onlarca “ÇED Gerekli Değildir” kararı bulunabilir…
Ama ÇED’le korunacak koy kalmamış olabilir.































