Bodrum’un eski kışlarını bilenler hatırlar; bu şehir bir zamanlar denizden önce mandalina kokardı. Yağmurdan sonra toprağa yayılan o keskin turunç kokusu, beyaz badanalı evlerin duvarlarına siner, sokaklardan geçip insanın hafızasına yerleşirdi. Şimdi ise aynı sokaklarda betonun sıcaklığı var. Bahçelerin yerinde villalar yükseliyor. Ağaçların sustuğu yerde makinelerin sesi duyuluyor.
Ama Bodrum’da hâlâ bazı insanlar toprağın hafızasına inanıyor.
Erman Aras onlardan biri.
Onu tanıyanlar, mandalina bahçelerinde yürürken ağaçlara dokunuşundan söz ediyor. Sanki yalnızca meyve yetiştirmiyor; kaybolmak üzere olan bir zamanı ayakta tutmaya çalışıyor.
Onun ki; yalnızca bir girişimcinin hikâyesi değil. Bu, bir kentin ruhunu kaybetmemesi için verilen sessiz bir mücadele.
Bir zamanlar Bodrum’un her mahallesinde mandalina bahçeleri vardı. Bitez’de, Ortakent’te, Yahşi’de… Kış aylarında dallar turuncuya döner, hasat zamanı bütün yarımada canlı bir renge bürünürdü. Bodrum mandalinası yalnızca bir meyve değildi; evlerin avlusuydu, çocukluğun hatırasıydı, kentin karakteriydi.
Ve en önemlisi, bu mandalina yalnızca Bodrum’a aitti.
Başka şehirlerde turunçgil yetişir. Portakal olur, limon olur, satsuma olur. Ama Bodrum mandalinasının o yoğun kokusu, ince kabuğu, buruk aroması ve damağın gerisinde bıraktığı o hafif çiçeksi tat başka hiçbir yerde aynı şekilde ortaya çıkmaz. Çünkü bu meyveyi var eden yalnızca iklim değil; Bodrum’un tuzu, rüzgârı, toprağı ve yüzyıllardır süren üretim kültürüdür.
Ne var ki yıllardır hem yerel yönetimler hem de merkezi yönetim bu eşsiz değeri gerçekten koruyamadı. Her hasat döneminde mandalina festivalleri düzenlendi, fotoğraflar verildi, “Bodrum’un değeri” denildi. Ama aynı dönemde mandalina bahçeleri imara açıldı, üretici yalnız bırakıldı, su maliyetleri arttı, çiftçi toprağını koruyamaz hale geldi.
Bir kentin hafızası yalnızca afişlerle korunmaz.
Toprağı korumadan, üreticiyi yaşatmadan, mandalina ağaçlarını beton baskısından kurtarmadan hiçbir kültürel miras ayakta kalamaz.
Erman Aras tam da bu yüzden yalnızca mandalina yetiştirmedi. Mandalinaya yeniden hayat vermeye çalıştı.
Kurduğu “BODRUM YADİGARI” markasıyla Bodrum mandalinasını yalnızca dalda kalan bir meyve olmaktan çıkardı.
Onu lokuma dönüştürdü; içinden Bodrum’un kokusu yükselen yumuşak bir hatıraya…
Kolonyaya dönüştürdü; kapağı açıldığında eski Bodrum sokaklarını hatırlatan bir kokuya… Dondurmaya dönüştürdü; yaz sıcağında bile insanın çocukluğunu çağıran serin bir tada…
Mandalinalı Türk kahvesi, reçeller, gazozlar, çikolatalar ve doğal aromalı ürünlerle birlikte Bodrum mandalinası yeniden günlük hayatın içine girmeye başladı. Çünkü Aras şunu biliyordu:
Bir ürün yalnızca anlatılarak korunamaz. Yaşayabilmesi için insanların hayatına yeniden dokunması gerekir.
Bu yüzden yaptığı iş aslında gastronomiden daha büyük bir anlam taşıyor. O, mandalinayı raflara değil, hafızaya geri koymaya çalışıyor.
Belki de bu yüzden ona “Mandalinalara Fısıldayan Adam” deniyor.
Çünkü bazı insanlar ağaçlarla konuşmaz belki ama onları unutulmaya bırakmaz.
Ve bugün Bodrum’da hâlâ mandalina çiçeği kokuyorsa, bunda Erman Aras gibi insanların sessiz direncinin payı büyük.



































