Zeki Müren de o Bodrum’a benziyor.
Beyaz…
Mavi…
Begonvil kadar renkli, eylül akşamları kadar hüzünlü.
….
19 Eylül akşamı Bodrum’da iki güneş buluşuyor. Apollon, gün boyu taşıdığı ışıkları Bodrum Kalesi’nin burçlarından ağır ağır topluyor. Kos’un arkasına doğru çekilirken son ışıklarını sahneye bırakıyor. Çünkü gece sırası başka bir güneşte: Türkiye’nin Sanat Güneşi Zeki Müren’de…
Biraz abartalım…
Hatta çok abartalım.
Bodrum’a ve Zeki Müren’e yakışıyor.
Apollon o akşam acele etmiyor.
Kalenin taşlarına son kez dokunuyor, denizin üzerine bir avuç altın serpiyor; sonra sanki sahne arkasına çekilen eski bir sanatçı gibi başını eğiyor:
“Benden bu kadar Bodrum… Şimdi sahne onun.”
…
Ve Bodrum Kalesi’nde ışıklar yanıyor.
Zeki Müren sahnede değil belki…
Ama sesi orada.
Şarkıları orada.
Bodrum orada.
Ve otuz yıldır özlediğimiz Zeki Bey orada.
19 Eylül gecesi bir anma konserinden fazlasına dönüşüyor.
Bodrum, Zeki Müren’ine kavuşuyor.
…
Böyle geceleri düşünen, hazırlayan, Bodrum’un kültür hafızasına sahip çıkan herkesi alkışlamak gerekiyor. Turizm yalnız yatak sayısı, uçak doluluğu, marina ve restoran cirosu değildir. Turizm biraz da bir kentin hikayesini dünyaya anlatabilmektir.
Zeki Müren ise Bodrum’un dünyaya anlatabileceği en güzel hikayelerden biri.
Bu nedenle kültür ve turizm yönetiminde bu hafızayı canlı tutmak için emek verenlere de hakkını teslim edelim:
Beton bir Bodrum daha yapabilirsiniz; ama ikinci bir Zeki Müren yaratamazsınız.
…
Bodrum’un başka türlü güzel olduğu yıllar…
Denizin sesi müzikten yüksek, begonviller tabelalardan daha görünür. İnsan denize ulaşmak için kapı aramıyor, güneşin batışını seyretmek için hesap istemiyor.
Ve Bodrum sokaklarında Zeki Müren yürüyor.
Sahne yok, orkestra yok, projektör yok.
Sanat Güneşi sahneden iniyor, Bodrum güneşinin altına karışıyor.
Burada Zeki Müren değil, Zeki Bey var.
…
Bardakçı onun en sevdiği duraklardan biri.
Denize giriyor, güneşleniyor, Penguen’de oturuyor. Balıkçıyla, garsonla, esnafla, çocuklarla sohbet ediyor.
Milyonların ulaşamadığı sanatçıya Bodrumlu bir “Merhaba Zeki Bey” uzaklığında.
Bardakçı’nın onun adıyla anılması boşuna değil.
Bir sanatçı düşünün…
Adını bir koya yazdırıyor.
Tabelayla değil…
İnsanların gönlüyle.
Zeki Müren’i özlerken aslında biraz da o Bodrum’u özlüyoruz.
Balıktan dönen sandalları, kapısının önüne sandalyesini atanları, akşam serinliğinde başlayan sohbetleri…
Kimsenin acele etmediği saatleri…
Bodrum’un henüz kendisini pazarlamayı öğrenmediği günleri…
Bodrum’un fiyatı yok; değeri var.
…
Zeki Müren de o Bodrum’a benziyor.
Beyaz…
Mavi…
Begonvil kadar renkli, eylül akşamları kadar hüzünlü.
Bir yanında alkış, öbür yanında yalnızlık…
Tıpkı Bodrum gibi.
Bu yüzden birbirlerini buluyorlar.
Zeki Müren yalnız Bodrum’u seçmiyor; Bodrum da Zeki Müren’i seçiyor.
…
Ve 24 Eylül 1996…
Zeki Müren Bodrum’dan İzmir’e, TRT’de kendisi için hazırlanan programa gidiyor.
Yıllar önce sesini Türkiye’ye taşıyan mikrofon yeniden ellerinde.
Sonra fenalaşıyor.
Bodrum’a dönemiyor.
Ardında ise insanın içini acıtan bir soru kalıyor:
O gün Bodrum’dan ayrılmasa yaşar mı?
Bilemiyoruz.
Belki kader yine onu buluyor.
Ama belki birkaç yıl daha Bardakçı’da yüzüyor, Penguen’deki masasına oturuyor, “Merhaba Zeki Bey” diyenlere gülümsüyor.
İnsan yine de söylemeden edemiyor:
Keşke o gün Bodrum’da kalsa…
…
Sonra kendi yazdığı bir şarkının adı Bodrum kıyısında başka türlü duyuluyor:
“Şimdi uzaklardasın…”
Uzakta mı gerçekten?
Bardakçı’ya gidince yakın.
Evinin önünden geçince yakın.
Bir meyhanede sesi duyulunca, sanki birazdan kapı açılacak ve içeri Zeki Bey girecek kadar yakın.
Bir başka eserinin adı daha da dokunuyor:
“Doymadım ben gençliğime, ömrüme…”
Kim bilir…
Belki Bodrum’a da doyamıyor.
Bardakçı’nın suyuna, akşam güneşine, dostlarına, o küçük masalara…
Belki Bodrum da ona doyamıyor.
…
Çünkü Zeki Müren gidince yalnız bir sanatçı eksilmiyor.
Bir Bodrum hali eksiliyor.
İnsanların birbirine selam verdiği, denizin herkesin olduğu, Türkiye’nin en büyük yıldızıyla bir balıkçının ayaküstü sohbet edebildiği Bodrum…
Bugün Bardakçı’ya bakınca aradığımız da yalnız Zeki Müren değil.
Gençliğimizi…
Kaybettiğimiz dostlarımızı…
Eski yaz gecelerini…
Ve geri gelmeyeceğini bildiğimiz o Bodrum’u arıyoruz.
Bazen bir insanı özlediğimizi sanıyoruz; aslında onunla birlikte yaşadığımız zamanı özlüyoruz.
…
Ama 19 Eylül akşamı başka.
Apollon yine Bodrum Kalesi’nin arkasından çekiliyor.
Gökyüzündeki güneş gidiyor.
Kalenin taşları kararıyor.
Sonra ilk nota yükseliyor…
Ve otuz yıl ortadan kalkıyor.
Bardakçı yeniden eski Bardakçı.
Penguen’deki masa yeniden dolu.
Zeki Bey yine Bodrum’da.
Çünkü bu kentte hala iki güneş var.
Biri her sabah gökyüzünde doğuyor.
Diğeri ne zaman bir Zeki Müren şarkısı çalsa Bodrum’un yüreğinde…
19 Eylül gecesi Apollon’a biraz erken izin verelim.
Çünkü o gece Bodrum Kalesi’nde güneşe ihtiyaç yok.
Sanat Güneşi yeniden doğuyor.


























