…
Esnafın anlattığı sezon takvimi kısa: Nisan yok, mayıs zayıf, haziran etkisiz. Temmuz ve ağustosta biraz hareket; ardından yine sessizlik… Yalıkavak’ta ve Bodrum merkezde tanınmış birkaç restoran iş yaptı. Fakat birkaç dolu masa, yarımadanın bütün kışını finanse etmiyor. Yazın kazanılan para, yılın geri kalanındaki kira, maaş ve giderleri karşılamaya çalışıyor. Bodrum’un geliri iki aylık, faturası on iki aylık.
Üstelik esnafın anlattığıyla vitrinlerde görünen her zaman aynı değil. Oteller dolmadı, restoranlar iş yapmadı, beach’ler sinek avladı; tur tekneleri limandan kalkış yapamadı, diyorlar. Sezonun hesabı kâğıt üzerinde başka, çarşıda başka çıkıyor. Otelin ışığı yanınca bütün kentin kasası dolmuş sayılmıyor. Bodrum’da manzara herkese açık; kazanç aynı ölçüde değil.
Marina’da kaliteli bir kafe-restoranın sahibi, bu yıl bir milyon Avro’nun üzerinde zarar ettiğini söylüyor. Yaklaşık 70 çalışanı var; müşterisi özel olduğu için deneyimli ve yabancı dil bilen personel çalıştırıyor, kışın da ekibini koruyor. Şimdi kendi kararını sorguluyor: “Bu konseptle Bodrum’da işletme açmamalıydım. İki ayda para kazanmak mümkün değil.”
Bir işletme sahibi bunu söylüyorsa mesele yalnızca kötü geçen bir sezon değildir. Bodrum, çalışanın tecrübesini de işletmecinin sermayesini de yazın iki ayına sığdırmaya çalışıyor. Sonra kış geliyor; gelir çekiliyor, giderler yerinde duruyor.
Yalıkavak’ta deniz kenarındaki restoranların kiraları ayda bir milyon lirayı aşıyor. Mülk sahibi parasını istiyor; işletmeci de sezonun kısa hesabını menüye yüklüyor. Sonra müşteri, yediği yemeğin yanında bir de kiranın payını ödüyor. Bodrum’da bazen menüdeki fiyatı aşçı değil, kira belirliyor.
Kos ve Leros’ta deniz kıyısındaki işletmeler için anlatılan tablo farklı: Daha hafif kira yükü, deneyimli çalışanlar ve birkaç özel mekân dışında birbirine yakın fiyatlar… Bodrum’dan adalara giden bazı ziyaretçiler de deniz kenarında selfie uğruna yüksek hesabı tatilin prestiji sayıyor. Gösterişe talep arttıkça fiyat çıtası da yükseliyor. Bazen hesabı menü değil, gösteriş iştahı kabartıyor.
Ev alıcısı da beklemede. Bodrum’da konut satışları geçen yılın aynı dönemine göre gerilerken fiyat tabelaları kolay kolay inmiyor. Alıcı “biraz daha bekleyeyim” diyor; satıcı bekliyor; müteahhit de önünü göremediği için frene basıyor. İnşaat şirketleri yeni projeleri erteliyor, bazı şantiyelerde işler yavaşlıyor. Beton bekliyor, para bekliyor; yalnız taksitlerin beklemeye niyeti yok.
Üstelik Bodrum’daki bu daralma, kentin sınırlarında başlayıp bitmiyor. İstanbul’da kopan piyasa fırtınası buraya da ulaşıyor. İstanbul öksürse Bodrum nezle oluyor. Borsadaki sert düşüşler, fon piyasasındaki sarsıntı ve devalüasyon söylentileri yatırımcıyı beklemeye, alıcıyı kararını ertelemeye itiyor. Para yarından korkunca bugün harcamıyor; yatırımcı önünü göremeyince yeni işe girmiyor.
Fon skandallarına ve piyasalardaki milyarlarca dolarlık değer kaybına gösterilen sert tepkiler, moralleri daha da bozuyor. Yemen’e asker gönderileceği, Mehmetçiğin Suudi Arabistan için savaşa gireceği yönündeki söylentiler de piyasadaki tedirginliği büyütüyor. Bu söylentiler, yarın endişesinin nasıl yayıldığını gösteriyor: Piyasa yalnız bugünkü hesabı değil, henüz yaşanmamış yarının korkusunu da fiyatlıyor.
Bu fırtınanın ilk izleri atölyelerde, şantiyelerde ve çarşıda görülüyor. Atölyeler işsiz; yeni işin gelip gelmeyeceği meçhul. Müteahhitler “stop” diyor; ev yapıp satamamaktansa parasını faizde ya da dövizde tutmayı, zarar etmemeyi seçiyor. Tur tekneleri limanda bekliyor; satılık tekne ilanları çoğalıyor. Bir kentte atölye susar, şantiye durur, tekne limandan çıkamazsa mesele yalnızca sezonun kötü geçmesi değildir.
Çarşıda esnafın, pazarda vatandaşın yüzüne bakmak bile havanın ağırlığını anlatıyor. Bu sıkıntı yalnızca ciro hesabını değil, insanın yarına dair güvenini de kemiriyor. Bodrum’da kış, yağmurla birlikte kapısına kilit vuranları, işini devretmeye çalışanları ve tahsil edemediği alacağın peşinde koşanları ortaya çıkaracak. Karşılıksız kalan ve ertelenen çekler, icralar ve borçlar bu tablonun kaygısını büyütüyor.
Burada iğne de çuvaldız da var. Kira ve maliyet yükü elbette ağır; ama müşteriyi fahiş fiyatla korkutup sonra “iş yapmadı” diye yakınmak da çözüm değil. Hesabı şişirerek günü kurtaran, yarının müşterisini kaçırıyor.
Bodrum’un ihtiyacı, mevcut toplantıların bir yenisi değil; karar alan, sonuçları izleyen yeni bir Bodrum Konseyi. Esnaf ve vatandaş temsilcileri, BODTO, belediye, kaymakamlık, turizmciler, gemiciler, otelciler, restoran işletmecileri ve emniyet aynı masada buluşmalı. Kentin hangi ay iş yaptığını, hangi ay durduğunu, turistin harcadığı paranın nerede kaldığını ve işletmelerin neden kapandığını birlikte konuşmalı. Ardından bahar ve sonbaharı da kapsayan gerçekçi bir turizm ve yatırım planı hazırlanmalı.
Her yıl “sezonu uzatacağız” deniyor. Oysa kira on iki aya yayılıyor, gelir iki ayda kalıyor. Bodrum’da yazın hesap müşteriye, kışın hesap esnafa çıkıyor. Bu düzen değişmezse gelecek yaz yine ışıklar yanar; ama kepenklerin arkasında borç, endişe ve yarın korkusu birikir.































