Sabah okulun zili çalıyor.
Çocuk sınıfa giriyor.
Telefonunu öğretmenine teslim ediyor ya da çantasına koyuyor.
Dersler bitiyor.
Son zil çalıyor.
Çocuk eve geliyor.
Çantasını bırakıyor.
Ve birçok evde tanıdık bir cümle duyuluyor:
“Telefonumu verir misin?”
…
Bir süre sonra yeniden:
“Telefonumu verir misin?”
Anne;
“Biraz bekle.”
diyor.
Beş dakika geçiyor.
“Şimdi verir misin?”
Telefon verilmediğinde huzursuzluk başlıyor.
Israr…
Pazarlık…
Bazen öfke…
Bazen kapıyı çarpma…
Peki sıradan bir istek ne zaman üzerinde durulması gereken bir davranışa dönüşüyor?
…
Her telefon isteyen çocuk bağımlı değildir.
Her oyun oynayan çocukta da sorun olduğu söylenemez.
Telefon, tablet ve internet artık çocukların hayatının doğal bir parçası.
Asıl bakılması gereken şey başka:
Ekran, çocuğun hayatındaki diğer şeylerin yerini almaya başlıyor mu?
…
Çocuk eskiden sevdiği etkinliklerden uzaklaşıyor mu?
Arkadaşlarıyla görüşmek istemiyor mu?
Uyku saati giderek gecikiyor mu?
Ders çalışırken sürekli telefona mı yöneliyor?
Telefon alınmadığında aşırı öfkeleniyor mu?
Yemek yerken bile ekran arıyor mu?
Gece yatağa telefonu götürüyor mu?
Sabah gözünü açar açmaz ilk yaptığı şey ekrana bakmak mı?
İşte asıl üzerinde düşünülmesi gereken tablo burada.
…
Uzmanların üzerinde durduğu noktalardan biri de yalnızca ekran başında geçirilen süre değil…
Ekranın çocuğun günlük hayatını ne ölçüde bozduğu.
Çünkü iki çocuk aynı süre telefon kullanabilir.
Ama birinin hayatında spor vardır…
Arkadaşlık vardır…
Ders vardır…
Uyku düzeni vardır…
Aileyle geçirilen zaman vardır.
Diğerinde ise telefon yavaş yavaş bunların hepsinin önüne geçebilir.
Süre aynı olabilir.
Ama sonuç aynı değildir.
…
Bir başka önemli konu gece kullanımı.
Telefon yastığın altında.
Ekran kapanmış gibi görünüyor.
Bir bildirim geliyor.
Çocuk yeniden bakıyor.
Bir mesaj…
Bir video…
Bir tane daha…
Saat ilerliyor.
Sabah okul var.
Beden yatakta…
Ama zihin hâlâ uyanık.
Sonra sabah kalkmak zorlaşıyor.
Yorgunluk başlıyor.
Dikkat azalıyor.
Ve ertesi gece aynı döngü yeniden kuruluyor.
…
Belki de bu yüzden anne babaların yalnız;
“Günde kaç saat telefon kullanıyor?”
diye sorması yeterli değil.
Asıl soru şu:
“Telefon çocuğumun hayatından ne götürüyor?”
Uykusunu mu?
Dersini mi?
Hareketini mi?
Arkadaşlarını mı?
Aileyle geçirdiği zamanı mı?
Başka ilgi alanlarını mı?
…
Eğer ekran bütün bunların yanında hayatın küçük bir parçasıysa…
Teknoloji yalnızca teknolojidir.
Ama telefon yüzünden çocuk uyumuyorsa…
Dersini bırakıyorsa…
Arkadaşlarından uzaklaşıyorsa…
Başka hiçbir şey yapmak istemiyorsa…
Ve telefon elinden alındığında hayat duruyorsa…
O zaman mesele yalnızca ekran süresi olmaktan çıkar.
…
Burada bütün sorumluluğu çocuğun üzerine bırakmak da doğru değildir.
Karşısında sürekli dikkatini çekmeye çalışan uygulamalar, oyunlar ve içerikler var.
Bu yüzden;
“İradesine sahip olsun.”
demek yetmez.
Çocuğun kendi sınırını kurabilmesi için önce yetişkinlerin ona sınır koymayı değil…
Sınır kurmayı öğretmesi gerekir.
Saat kaçta telefon kapanacak?
Gece telefon nerede duracak?
Ders sırasında kullanılacak mı?
Yemekte masada olacak mı?
Bu kurallar öfkeyle değil…
Önceden konuşularak belirlenmeli.
Ve mümkünse yalnız çocuğa değil…
Evdeki herkese uygulanmalı.
…
Çocuk okuldan eve geldiğinde;
“Telefonumu verir misin?”
diye sorabilir.
Bu çağın çocukları için şaşırtıcı değil.
Ama bir gün telefon verilmediğinde…
Çocuğun bütün dünyası duruyorsa…
İşte o zaman yetişkinlerin kendilerine başka bir soru sorması gerekir:
Telefon çocuğun elinde mi?
Yoksa çocuk telefonun elinde mi?



























