Bodrum Ticaret Odası (BODTO) 2026–2030 dönemi seçimleri öncesinde Beyaz Liste ile sahaya çıkan Başkan Adayı İbrahim Akkaya, gerçekleştirdiği lansman ve açıklamalarıyla seçim yarışını bambaşka bir boyuta taşıdı. “Ben tipik bir Cumhuriyet projesiyim, bir köylünün altı çocuğundan biriyim” sözleriyle toplumsal sorumluluk bilincine dikkat çeken Akkaya; Bodrum’da hemşehricilik, “yerlilik” kavramı, meclis içindeki saflaşmalar ve liyakat üzerine ezber bozan bir sosyolojik analiz ortaya koydu.
Bir kentin ticaret odası seçimi, hiçbir zaman sadece bir meslek örgütü seçimi değildir. Hele ki burası Bodrum ise… O seçim, kentin sosyolojisinin, güç ilişkilerinin, vefanın ve liyakatin tartıya çıktığı devasa bir laboratuvara dönüşür.
Bodrum Ticaret Odası’nda (BODTO) 2026–2030 dönemi için geri sayım sürerken, dün akşam gerçekleşen lansman ve ardından yansıyan açıklamalar, yarımadada taşları yerinden oynattı. 11 meslek komitesinin tamamında 154 kişilik “Beyaz Ekip” ile iddiasını ortaya koyan BODTO Başkan Adayı İbrahim Akkaya, klasik seçim vaatlerinin çok ötesine geçti.
Akkaya, Bodrum iş dünyasının önüne bir ayna tuttu. O aynada sadece rakamlar ve projeler yoktu; “aidiyet”, “hemşehricilik”, “vefa” ve “Cumhuriyet borcu” vardı.

Bir köylünün 6 çocuğundan biri, bir Cumhuriyet Projesi!
İbrahim Akkaya’nın konuşmasının omurgasını, Türkiye’de fırsat eşitliğinin ve toplumsal vefanın özeti niteliğindeki şu cümle oluşturdu: “Ben tipik bir Cumhuriyet projesiyim.”
Bu cümlenin altını kendi hayat hikayesiyle doldurdu Akkaya. Altı çocuklu bir köylü ailesinden çıkıp, Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde toplumun kaynaklarıyla parasız okuduğunu, bununla yetinmeyip yine bu halkın kaynaklarıyla ikinci bir üniversite bitirip doktora yaptığını hatırlattı.
Ancak bu eğitimi kişisel bir imtiyaz olarak değil, ödenmesi gereken tarihi bir borç olarak tanımladı. “Bu sorumluluğumu hep sırtımda taşıdım” diyen Akkaya, BODTO başkanlığına talip olmasını fazladan bir özveri değil, Cumhuriyet’e ve topluma olan borcunu ödeme sorumluluğu olarak gördüğünü vurguladı. Akkaya’ya göre bu adaylık, ulaşılacak bir makam değil; 34 yıllık iş ve sosyal hayat birikimini, 21 yıllık oda tecrübesini gençlere ve kadınlara “öğretmenlik yaparak” BODTO’nun kurumsal geleceğine devretme göreviydi.
“Sen bu işin beynisin” dediler ama yanında durmadılar!
Siyasetin ve oda seçimlerinin en sert gerçeği, kapalı kapılar ardında söylenenlerle sandık kurulurken alınan pozisyonlar arasındaki farktır.
İbrahim Akkaya, mevcut BODTO tablosundaki kırılmayı eğip bükmeden, tüm çıplaklığıyla anlattı. Mevcut 30 kişilik meclisten ve 9 kişilik yönetim kurulundan bugün kendi yanında kimsenin yer almadığını açık yüreklilikle ifade etti.

Peki dün ne diyorlardı?
Akkaya, bugün farklı bir adayı destekleyen meclis ve yönetim kurulu üyelerinin, kendisinin sorumluluk bilincini en iyi bilen isimler olduğunu vurguladı. Gözlerinin içine bakarak konuştuğu o isimlerin, kendisine defalarca “Sen bu işin motorusun, sen bu işin beynisin” dediklerini hatırlattı.
Tüm bu ekibi etrafında toplayan rakibini kutlamayı ihmal etmeyen Akkaya, mevcut meclis üyelerinin karşı safta toplanmasını ise kişisel bir kayıp olarak görmediğini belirtti. “Haklı bir saflaşma olduğunu düşünmüyorum, böyle olmaması lazımdı” diyen Akkaya, hayatı boyunca tribünlere oynamadığını, “başkan olmak için değil, başkan gibi çalıştığını” ifade ederek, geçmişte yönettiği vakıf ve kurumlarda bile bu mütevazı ama kurucu karakteriyle hareket ettiğinin altını çizdi.

Gözetim kulesindeki sosyoloji: Kim gerçek Bodrumlu?
Seçim sürecinin en dikkat çekici, en ince ama bir o kadar da sarsıcı tartışması ise “Bodrumlu olmak” kavramı üzerinden şekillendi.
Son dönemde kulislerde fısıldanan “doğma büyüme Bodrumlu” ile “dışarıdan gelen” ayrımına, kırmadan, dökmeden, son derece saygın bir entelektüel derinlikle neşter vurdu Akkaya. Kendisini seçim dönemi boyunca “sosyolojik bir laboratuvarın gözetim kulesinde” gibi hissettiğini söyledi.
Gelişmekte olan ve kentleşme sürecini tam anlamıyla sindirememiş yapılarda insanların ehliyet ve liyakat yerine memleket, etnik köken ya da mezhep üzerinden kümelenmesinin sosyolojik bir vaka olduğuna işaret etti. Kendisinin de Malatyalı olduğunu, ancak aday olunca ilk kez gördüğü birçok Malatyalının sadece hemşehrilik refleksiyle yanına gelmesini de, Bodrumluların, Vanlıların ya da Karslıların benzer gruplaşmalar içine girmesini de aynı sosyolojik tespitle değerlendirdi.
Ve o kritik soruyu sordu: “Daha nasıl Bodrumlu olunacak?”
Oğlunun bile Malatya’dan bahsedilirken kendisine “sizin oralar” dediğini tebessümle anlatan Akkaya, tam 34 yıldır Bodrum’da yaşadığını ve kentin yüz akı olan kurumların inşasında bizzat ter döktüğünü hatırlattı. Eğitimli bir yurttaş olarak memleketçilik kalıplarını çoktan aştığını belirten Akkaya, aidiyetin doğulan toprakla değil, o toprağa verilen emek, liyakat ve değerle ölçülebileceği mesajını verdi.
“Oyunu; hatıra, gönüle, borca ve alacağa tahvil edenlere katılmıyorum”
Ticaret odası seçimlerinin kronikleşmiş hastalığı olan “hatır-gönül” ve “ticari borç-alacak” ilişkileriyle oy toplama alışkanlığı da Akkaya’nın hedefindeydi.
İnsanoğlunun geçmişini yanında taşıdığını, o geçmişin ya alna yansıyan bir sertifika ya da kurtulunamaz bir yük olduğunu belirten Akkaya, haksızlık karşısında tarafsız kalınamayacağını vurguladı. “Benim ona şöyle hatırım var” diyerek oy tercihini ticari veya kişisel borç-alacak hesabına çeviren üyeleri kararlarını yeniden gözden geçirmeye davet etti.
BODTO üyelerine yaptığı çağrı ise netti: “Kim kazanır diye değil, kim daha iyi yönetir diye sorun.”
Bodrum’un gizli gücü: Devasa lobi potansiyeli!
Sadece eleştiri ve tespit yapmakla kalmayan Beyaz Liste’nin lideri, Bodrum’un bugüne kadar yeterince kullanılmayan en büyük hazinesine de dikkat çekti.
Türkiye’nin ekonomi, siyaset, diplomasi, bürokrasi, sanat ve bilim dünyasındaki en parlak beyinlerinin Bodrum’da yaşadığına ve bu kente sevdalı birer komşu olduklarına işaret eden Akkaya, 154 kişilik ekibiyle Bodrum’un kronik sorunlarını çözmek için bu muazzam lobicilik gücünü seferber edeceklerini açıkladı.
Güvenini bir temenniye değil, ziyaret ettikleri işletmelerin gözlerindeki ilgiye ve34 yıllık hayat pratiğine dayandıran İbrahim Akkaya, şimdi Bodrum iş dünyasını tarihi bir yol ayrımında karar vermeye çağırıyor: Sandıktan alışkanlıklar ve hemşehri kümelenmeleri mi çıkacak, yoksa liyakat ve kurumsal gelecek mi?






























