Kos’a gitmek artık yurt dışına çıkmak sayılsa da, insan kendini Bodrum’un karşı mahallesine geçmiş gibi hissediyor.
İşin zor kısmı, denizi değil, limanı geçmek değil…
Kapıda vize…
Pasaport…
Güvenlik…
Kuyruk…
Temmuz güneşi…
Yarım günlük gezi, sabahın köründe Bodrum Limanı asfaltı üzerinde kuyrukta başlıyor.
….
Feribot yolculuğu yaklaşık 20-30 dakika.
Ve feribot Kos Limanına yanaşmadan feribot içinde kargaşa başlıyor.
Limana ilk adımı atmak için birbirlerini omuzlayanlar, sanki yolcu değil, moda haftasının davetlileri.
Keten gömlekler…
Hasır şapkalar…
Marka gözlükler…
En yeni telefonlar…
Feribot kapağı indirdiğinde şık yolcular, 100 metre koşucuları gibi, ağır valizlerini arkalarından sürükleyerek pasaport kuyruğuna depara başlıyor.
Kos’lu polis ve görevliler de trajikomik sahneye düdük çalarak renk katıyor!
….
Pasaport kuyruğunu başarıyla geçerek caddeye ulaşanların duyduğu ilk cümle çok tanıdık;
“ Otel lazım mı”
….
Adanın resmi dili sanki Türkçe,
.Restoranlarda, tur şirketlerinde, kafelerde Türk’ler çalışıyor.
Liman boyunca yürürken kulağınıza Yunanca kadar Türkçe çalınıyor.
Hele restoran ve kafe sohbetlerinde Türkçe, ana dil oluyor.
….
Kışın sessiz bir Ege adası olan yaklaşık 40 bin nüfuslu Kos, yaz aylarında, havaalanı, kruvaziyer limanı ve Bodrum’dan gelen feribotlarla bambaşka bir kimliğe bürünüyor. İngilizler, Almanlar, Hollandalılar ve İskandinav turistler adanın yıllardır en büyük misafir gruplarını oluşturuyor. Son yıllarda ise Türk ziyaretçiler, adanın en görünür, en çok para harcayan, ada ekonomisine katkı sağlayan turist profili olmuş.
….
Kos adasında ilk durak Hipokrat Ağacı değil…
Instagram.
Kos’u gezen az…
Poz veren çok.
Bir kahve geliyor.
Önce üç selfi.
Kahve soğuyor.
İki video.
Garson hesabı getiriyor.
Onunla da bir fotoğraf.
Sanki tatil değil…
Sosyal medya içerik üretim kampı.
….
Avrupalı turist ise çok daha rahat.
Terliği ayağında…
Sırt çantası omzunda…
Bisiklet kiralıyor…
Haritaya bakıyor…
Arka sokaklarda kayboluyor.
….
Kos’un ana caddesini mesken tutup bisiklet yolunda volta atanlar, arkadan çalan zile şaşırıyor.
“Ding… ding…”
Bisikletli yol istiyor.
Kulaklar tıkalı, selfi çekilirken yol verilir mi!
Neredeyse özür dileyen bisikletli oluyor.
KOS ARTIK ESKİSİ KADAR UCUZ DEĞİL
Bir dönem “Kos çok ucuz.” deniyordu.
Artık o dönem geride kaldı.
İki kişilik sıradan bir otel odası sezonda çoğu zaman 150 avrodan başlıyor.
Liman çevresindeki restoranlarda fiyatlar yükselmiş.
Porsiyonlar küçülmüş.
Hazır patatesler…
Hazır mezeler…
Turistin çok olduğu yerde hız, bazen lezzetin önüne geçiyor.
İyi yemek isteyenlere tavsiye;
Limanı bırakın.
İki-üç sokak yukarı çıkın.
Ada halkının oturduğu tavernalarda gerçek Yunan mutfağını bulursunuz.
Patates mutfakta soyulur.
Patlıcan közlenir.
Fava tencerede pişer.
Çünkü o masalarda sadece turist değil, yaz kış gelen mahalleli de oturur.
…..
Kos’un en büyük zenginliği denizi.
Geçen yıl birçok plajda bir bira, şezlong ve şemsiye den yararlanmanız için yeterliydi.
Bu yıl fiyatlar yüksek..
Ama düzen hâlâ aynı.
Özellikle Tigaki, Marmari, Lambi ve Agios Fokas plajlarında deniz berrak.
Kıyılar temiz.
En önemlisi…
Denize girdiğinizde gerçekten yüzüyorsunuz.
Jet ski gürültüsü yok.
Sürekli geçen sürat tekneleri yok.
Motor sesi yok.
Deniz…
Sadece deniz.
Belki de gerçek lüks budur.
….
Kos güzel mi?
Evet…
Ama Kos’u ilginç yapan sadece denizi değil.
Onu ziyaret eden biziz.
Tatili bazen yaşamak yerine paylaşmayı daha çok seviyoruz.
Gün batımını izlemek yerine çekiyoruz.
Kahveyi içmek yerine fotoğraflıyoruz.
Hipokrat Ağacı’nı görmek yerine önünde poz veriyoruz.
Belki de Kos’un bize verdiği en büyük ders şu:
Tatilin en güzel anısı telefonda değil, insanın hafızasında kalandır.
Ama yine de şunu söylemeden geçemeyeceğim…
Kos’u gezen çok olabilir.
Fakat Kos’ta gerçekten gezenlerle, sadece selfi çekenler aynı kişiler olmayabilir.


































