Yiğidi öldürüp, hakkını verelim…
Eskiden çakma ürün dediğiniz şey uzaktan belli olurdu.
Saatin rakamları ters dururdu.
Çantanın dikişi zikzak giderdi.
Ayakkabı ikinci yürüyüşte emekliye ayrılırdı.
Parfümü sıktığınızda Paris’ten çok mahalle berberini hatırlatırdı.
Şimdi ise işler değişti.
Öyle çakmalar var ki bazen sahibi bile hangisinin orijinal olduğunu unutuyor.
Kutusu aynı.
Etiketi aynı.
Barkodu aynı.
Ambalajı aynı.
Hatta bazı turistlerin dükkâna girip;
“Kaliteli çakma göster.”
dediği konuşuluyor.
…….
Bodrum’da yaz aylarında merkez çarşıdan başlayın…
Barlar Sokağı çevresinde dolaşın…
Marina tarafına uğrayın…
Turgutreis çarşısına geçin…
Karşınıza çıkan markalar, logolar., vitrinler…
Sanki Paris, Milano ve New York bir araya gelmiş de yazlık olarak Bodrum’u seçmiş.
…
İşin ilginç tarafı sadece vitrinler değil.
Bu vitrinlerin arkasındaki ekonomi.
Bugün Bodrum’da bazı mağazalar sezon başlamadan milyonlarca liralık dekorasyon yaptırıyor.
Bazıları bir yıllık kira yerine küçük bir servet ödüyor.
Bazıları onlarca personel çalıştırıyor.
Elektrik…
Su…
Stopaj…
SGK…
Muhasebe…
Nakliye…
Depolama…
Reklam…
Tüm bu maliyetler düşünüldüğünde insan ister istemez soruyor:
Bu iş gerçekten kazançlı mı?
Eğer değilse bu kadar mağaza nasıl ayakta kalıyor?
Eğer kazançlı ise; Bodrum ekonomisinde ne büyüklükte bir para dönüyor?
Yaz sezonunda bu ticaretin hacmi kaç yüz milyon, kaç milyar liraya ulaşıyor?
Bunun ne kadarı kayıt altında?
Ne kadarı vergiye dönüşüyor?
İşte asıl araştırılması gereken konu da burada başlıyor.
….
Vatandaşın kafasındaki soru değişmiyor:
“Bu kadar ürün satılıyor, ne kadar vergi toplanıyor?”
Aslında işin vergi tarafı ile marka tarafı birbirinden farklı.
Bir işletme fiş kesebilir.
Fatura düzenleyebilir.
KDV ödeyebilir.
Vergisini yatırabilir.
Ama verginin ödenmesi, ürünün marka hakkı açısından yasal olduğu anlamına gelmez.
Vatandaşın kafasını karıştıran nokta tam da burası.
Çünkü çoğu kişi:
“Faturası varsa sorun yoktur.”
diye düşünüyor.
Oysa vergi mevzuatı ayrı, marka hukuku ayrı bir dünya.
Türkiye’de bazen iki ayrı dünyanın aynı vitrinde buluştuğu oluyor.
….
İşin bir başka boyutu daha var.
Bu ürünler nerede üretiliyor?
Türkiye’de mi?
Uzak Doğu’da mı?
Çin’de mi?
Başka ülkelerde mi?
Nasıl geliyor?
Nasıl dağıtılıyor?
Dünyanın en ünlü markalarının logoları yaz sezonunda Bodrum’un dört bir yanında nasıl karşımıza çıkıyor?
Bu soruların cevabını elbette ilgili kurumlar, gümrükler, denetim mekanizmaları ve marka temsilcileri daha iyi biliyor.
Ama vatandaş da merak ediyor.
Çünkü görünen tablo küçük bir bavul ticaretinden çok daha büyük bir ekonomiye işaret ediyor.
….
Bir dönem Bodrum’da bazı sokaklar için türlü hikâyeler anlatılırdı.
“Oraya kimse dokunamaz.”
“Orası kendi halinde bir cumhuriyet.”
“Orada kurallar biraz farklı işler.”
Doğru muydu?
Yanlış mıydı?
Bilinmez.
Ama aynı tartışmalar bugün de devam ediyor.
Bu kadar açık satış yapılıyorsa denetimler yeterli mi?
Yeterliyse neden görüntüler değişmiyor?
Neden her yıl yeni mağazalar açılıyor?
Neden her sezon biraz daha büyüyor?
Yetersizse neden yıllardır ciddi bir değişiklik yaşanmıyor?
…
İşin sonunda ortaya çok ilginç bir tablo çıkıyor.
Bodrum’a gelen turistlerin valizleri bile ayrı bir araştırma konusu.
Gelirken 15 kilo.
Dönerken 28 kilo.
Havalimanında bavullar dile gelseydi şöyle derdi:
“Ben aslında kıyafet taşımıyorum, marka logosu taşıyorum.”
Üstelik iş sadece Bodrum’la da sınırlı değil.
Alınan ürünlerin önemli bir bölümü Avrupa’ya, Rusya’ya, Ortadoğu’ya ve dünyanın farklı ülkelerine turistlerin valizleriyle taşınıyor.
Bir anlamda çakma ürün ihracatı bavulların içinde gerçekleşiyor.
Gümrük beyannamesi yok.
İhracat rakamı yok.
Ama milyonlarca turist var.
….
Çakmalar o kadar gelişmiş ki bazen müşteri orijinal ürüne şüpheyle bakıyor.
“Bu kesin çakma.”
diyor.
Satıcı cevap veriyor:
“Yok efendim, bu gerçekten orjinal.”
Bu kez müşteri ikna olmuyor.
Çünkü artık bazı çakmalar, orjinallerden daha çok güven veriyor.
Bodrum’da yıllarla birlikte deyimler de değişmiş durumda.
Eskiden çakmalar orjinallere benzerdi.
Şimdi orjinaller çakmalara benzememeye çalışıyor.
…..
Ama asıl soru hâlâ cevap bekliyor.
Çakma çantayı konuştuk.
Çakma saati konuştuk.
Çakma parfümü konuştuk.
Peki ya çakma dostlukları?
Çakma zenginlikleri?
Çakma mutlulukları?
Çakma hayatları?
Belki de Bodrum’un en büyük ticareti çanta değil.
Hayallerin…
Gösterişin…
Ve görüntünün ticareti…
Bu yüzden insan dönüp kendine sormadan edemiyor:
Bu şehirde orijinal kim, çakma kim?
































