Her yıl Bodrum’a milyonlarca turist ve lüks yatlar geliyor.
Kruvaziyer gemileri geliyor…
Ünlüler geliyor…
….
Bir de sessiz misafirlerimiz var.
Ne beş yıldızlı otel istiyorlar…
Ne beach club…
Ne VIP hizmet…
Onların istediği tek şey;
Temiz su…
Sessizlik…
Ve güvenli bir yaşam alanı…
Flamingolar…
….
Ama Bodrum Tuzla Kuş Cenneti’nde akla şu soruyu geliyor:
Burası gerçekten kuş cenneti mi, yoksa doğanın sabrını sınadığımız bir açık hava laboratuvarı mı?
Yolun sağında…
Solunda…
Flamingolar…
Gri balıkçıllar…
Küçük ve büyük akbalıkçıllar…
Sakarmekeler…
Angıtlar…
Yeşilbaş ördekler…
Uzunbacaklar…
Kılıçgagalar…
Yüzlerce kuş aynı sulak alanı paylaşmaya çalışıyor.
Tam ortasından ise neredeyse günün her saati yoğun bir araç trafiği akıyor.
Motor sesleri…
Kornalar…
Egzoz dumanları…
Yüksek sesli müzik…
Sanki, kuşlar düğün konvoyunu bekliyormuş gibi, flamingoları görünce kornaya basıp selam verenler.
…
Doğa kornayı sevmez.
Flamingolar,balıkçıllar sessizliği sever.
Belki de kuş cennetinde en çok eksik olan şey, kuşların en çok ihtiyaç duyduğu sessizliktir.
,,,
Bir de Tuzla’nın görünmeyen sakinleri var.
Balıklar…
Her yıl binlerce balık bu sığ sularda yumurtluyor.
Yavrular burada büyüyor.
Yani Tuzla sadece flamingoların değil…
Ege Denizi’nin doğumhanesi.
…..
Denizde yakaladığımız birçok balığın hayatı burada başlıyor.
Ama biz bu doğumhaneye nasıl davranıyoruz?
Sulak alanın çevresinde çöpler…
Evsel atıklar…
Plastikler…
Molozlar…
Denize karışan kirlilik…
Sonra dönüp:
“Denizde balık kalmadı.” diye hayıflanıyoruz.
….
Balığın doğduğu yeri kirletip sonra balık aramak…
Tarlayı asfaltlayıp buğday beklemekten farklı değil.
Üstelik av yasağına rağmen yapılan yasa dışı avcılık iddiaları da yıllardır bölgenin gündeminden düşmüyor.
Henüz büyümesi gereken balıkların avlanması, yalnızca bugünün avını değil, yarının balığını da eksiltiyor.
Sonra da şaşırıyoruz:
“Ege’de balık neden azaldı?”
….
Doğa bunun cevabını çoktan vermiş durumda.
Doğumhaneden balık toplarsanız…
Bir gün denizde arayacak balık bulamazsınız.
,,,
Kuş cennetine giderken yolun iki yanında oluşan düzensiz yapılaşma da ayrı bir tartışma konusu.
Ardından çöpler…
Ardından gürültü…
Ardından egzoz…
Ve en sonunda tabelada yazan o cümle:
“Kuş Cenneti.”
İnsan ister istemez gülümsüyor.
Kuşlar için cennet…
İnsanlar için piknik…
Arabalar için yarış pisti…
Balıklar için doğumhane…
Çöpler için serbest bölge…
Bu kadar farklı kullanımı aynı yere sığdırmaya çalışınca, doğa da ister istemez yoruluyor.
….
Oysa burası bambaşka bir yer olabilir.
Ahşap yürüyüş yolları…
Kuş gözlem kuleleri…
Sessiz seyir terasları…
Doğa eğitim merkezleri…
Bisiklet yolları…
Fotoğraf durakları…
….
Avrupa’nın birçok ülkesi kuş gözlem turizminden milyonlarca avro kazanıyor.
Biz ise elimizdeki doğal hazineyi korumakta zorlanıyoruz.
Belki de artık şu tabelayı dikmenin zamanı gelmiştir:
“Burası sadece flamingoların değil, balıkların da kreşi.”
Altına da tek cümle yeter:
“Lütfen kornayla değil, sessizlikle selam verin.”
Çünkü bir gün flamingolar gelmezse…
Sorun flamingolar olmayacak.
Bir gün balıklar azalırsa…
Sorun balıklar olmayacak.
O gün anlayacağız ki kaybettiğimiz şey sadece birkaç kuş ya da birkaç balık değil…
Bodrum’un en büyük zenginliği olan doğasıdır.































