“Bak, arkadaşın okul birincisi. Sen neden çalışmıyorsun?”
“Ben senin yaşındayken böyle miydim?”
Bu sözler çocuğu motive etmekten çok, onu yetersiz hissettirebilir. Her çocuk aynı hızda öğrenmez, aynı konulara ilgi duymaz, aynı becerilerle hayata hazırlanmaz. Bir çocuğu başka bir çocuğun başarısıyla ölçmek, elma ile armudu tartıp birine “Neden öteki gibi değilsin?” demeye benzer.
Aşırı başarı baskısı çocuğu yorar. Not kaygısı büyür; hata yapmak korkuya, ders çalışmak da bitmeyen bir göreve dönüşür. Çocuk zamanla kendi merakını ve isteğini değil, ailesinin beklentisini düşünmeye başlar. Başarılı olsa bile “Daha iyisini yapmalıyım” duygusundan kurtulamaz.
Çocuk okulda başarısız olduğunda aileye düşen ilk görev, onu sorguya çekmek değildir. “Neden çalışmadın, neden yapamadın?” diye hesap sormak yerine, şefkatle yaklaşıp ne yaşadığını anlamaya çalışmalıdır. Konuyu mu anlamadı, kendini mi veremedi, başka bir sorun mu var? Çocuğu dinlemek ve yanında olduğunu hissettirmek, çözüm arayışının ilk adımıdır. Başarısızlık bir suç değil, çocuğun desteğe ihtiyaç duyduğunu gösteren bir işaret olabilir.
Çocuğun nerede zorlandığını ve nasıl öğrendiğini anlamak için uzmanların değerlendirmelerinden yararlanılabilir. Bu değerlendirmeler yalnızca zekâ düzeyine bakmaz; akademik beceriler, dikkat, bellek ve çocuğun güçlü yanları da birlikte ele alınabilir. Tek bir test öğrenme güçlüğünü açıklamaz; kapsamlı değerlendirme, çocuğun ihtiyacına uygun destek ve eğitim yollarını belirlemeye yardımcı olur.
Bu süreçte rehber öğretmenlere de önemli görev düşüyor. Çocuğun derslerde ve okul yaşamında yaşadığı güçlükleri gözlemleyebilir, aileyle görüşebilir ve ihtiyaç görülürse uzman desteği almalarını önerebilirler. Amaç çocuğa hemen bir etiket koymak değil, neye ihtiyaç duyduğunu anlamaktır.
Üstelik her çocuk ders çalışmayı sevmez. Bu, onun hayatta başarısız olacağı anlamına gelmez. Kimi çocuk okul derslerinde parlamaz ama el becerisiyle, yaratıcılığıyla, insan ilişkileriyle ya da girişimciliğiyle iş hayatında başarılı olabilir. Okul başarısı önemlidir; ama bir çocuğun bütün değerini ve geleceğini tek başına belirlemez.
Bazen anne baba, kendi gerçekleştiremediği hayalleri çocuğunun omzuna yükler. Kendisinin giremediği okula çocuk girsin, ulaşamadığı mesleğe çocuk ulaşsın ister. İyi niyetle başlayan bu beklenti, çocuğun kendi yolunu seçme hakkını daraltabilir. Çocuğa destek olmak başka, onun hayatını kendi yarım kalmış hikâyemizin devamı gibi görmek başkadır.
Çünkü adı üstünde: Çocuk. Oynamalı, arkadaşlarıyla vakit geçirmeli, dinlenmeli; yalnızca ders ve sınav arasında yaşamamalı. Ailenin bütün hayatını başarı baskısıyla kuşattığı çocuk içine kapanabilir, arkadaşlık kurmakta zorlanabilir. Okulu yüksek notlarla bitirmek, hayatta ilişki kurmayı, karar vermeyi ve kendi yolunu bulmayı kendiliğinden öğretmez.
Her çocuğun öğrenme gücü, ilgisi ve desteğe ihtiyaç duyduğu alan farklıdır. Aile, çocuğunu anlamakta güçlük çekiyorsa öğretmeniyle konuşabilir; gerekirse bir uzmandan yardım alabilir. Çocuğu tanımadan daha fazla özel derse göndermek her zaman çözüm değildir. Destek, ihtiyaca göre verildiğinde işe yarar; baskı arttığında yük olur.
Anne babanın görevi, çocuğu sınıfın birincisi yapmak değil, kendi gücünü tanımasına yardım etmektir. Çocuk, ailesinin sevgisini kazanmak için yarışmak zorunda kalmamalı; çocukluğunu da başarı uğruna elinden bırakmamalı.





























