Kreşten ya da okuldan eve gelen çocuğun altını ıslattığını öğrenen ebeveynin aklına ilk şu soru gelebilir: “Tuvalet eğitiminde nerede yanlış yaptık?” Ardından çocuk azar işitir, bazen de “Bunu bilerek yapıyorsun” suçlamasıyla karşılaşır.
Oysa her kaçırma, ebeveynin eğitim hatası değildir. Tuvalet kontrolü çocuklarda aynı yaşta ve aynı hızda gelişmez. Gündüz kuru kalmayı öğrenen çocuk, gece de kuru kalmayı daha sonra başarabilir. Beş yaşındaki çocukların yaklaşık yüzde 20’sinde, yedi yaşındakilerin ise yüzde 10’a varan bölümünde gece altını ıslatma görülebiliyor. Gündüz idrar kaçırma için 5–13 yaş grubunda yaklaşık yüzde 7–10 oranı bildiriliyor. Araştırmaların yaş grupları ve “kaçırma” tanımları değiştiği için oranlar da farklılık gösterebiliyor.
Türkiye’den bir örnek olarak, 2025’te Zonguldak’ta okul çağındaki çocuklarla yapılan bir araştırmada gündüz kaçırma yüzde 12,4, gece kaçırma yüzde 13 olarak raporlandı.
Gece kaçırmasının nedeni bazen mesane ile beyin arasındaki kontrolün henüz olgunlaşmaması, çocuğun uykudan uyanamaması ya da geceleri fazla idrar üretmesidir. Ailede çocukken aynı sorunu yaşayanların bulunması da etkili olabilir. Kabızlık hem gece hem gündüz kaçırmaya yol açabilir. Gündüz çocuk oyuna dalıp tuvaletini erteleyebilir; okul tuvaletini kullanmaktan çekinebilir ya da izin istemeye utanabilir. İdrar yolu enfeksiyonu ve mesanenin çalışmasıyla ilgili sorunlar da olasılıklar arasındadır.
Çocuk bir süre kuru kaldıktan sonra yeniden kaçırmaya başladıysa, yaşadığı değişiklikler ve stres de dikkate alınmalı. Anne baba ayrılığı, taşınma, yeni bir kardeş ya da kreşe başlama bazı çocuklarda tuvalet alışkanlığında gerilemeye yol açabilir. Ayrılık her çocukta bu sonucu doğurmaz ve kaçırmanın tek nedeni olduğu da varsayılmamalıdır. Ama çocuk daha önce en az altı ay gece kuru kaldığı hâlde yeniden yatağını ıslatmaya başladıysa, bu değişikliği görmezden gelmemek gerekir. Önce sağlıkla ilgili nedenler değerlendirilmeli; ardından çocuğun yaşadığı stres ve değişiklikler düşünülmelidir.
Ebeveynin yapacağı ilk şey çocuğu suçlamamak olmalı. “Bunu neden yaptın?” diye hesap sormak yerine, “Bu senin suçun değil, birlikte çözeceğiz” demek gerekir. Azarlamak, utandırmak ve başkalarıyla kıyaslamak sorunu çözmez; çocuğun kaygısını artırabilir. Yatağını ya da kıyafetini sakin biçimde değiştirmek, tuvalet ve uyku düzenini korumak, kazaların ne zaman yaşandığını gözlemlemek daha yararlıdır.
Ayrılık sürecinde anne ve baba, kendi tartışmalarını çocuğun önünde sürdürmemeli; onu taraf seçmeye zorlamamalı. İki ev arasında benzer uyku ve tuvalet rutinleri kurmak, verilen sözleri tutmak ve çocuğa her iki ebeveynin de yanında olduğunu hissettirmek güvenini korur. Çocuk bu sürece uyum sağlamakta zorlanıyorsa, sağlıkla ilgili nedenler dışlandıktan sonra psikolojik danışman desteği düşünülebilir.
Kreş ve okulun da sorumluluğu var. Tuvalete gitmek bir lütuf gibi görülmemeli; çocuk ihtiyacını söylediğinde bekletilmemeli. Kaza yaşanırsa eğitimci çocuğu sınıfın önünde uyarmadan, arkadaşlarının alay etmesine izin vermeden üstünü değiştirmesine yardımcı olmalı. Aileyle, çocuğun mahremiyetini koruyarak iletişim kurmalı.
Kaçırma sık tekrarlanıyorsa, çocuk daha önce kuru kaldıktan sonra yeniden başladıysa ya da idrar yaparken ağrı ve yanma gibi belirtiler varsa çocuk doktoruna başvurulmalı. Çünkü her kaza aynı nedenden kaynaklanmaz; doğru yaklaşım, önce çocuğu değil, sorunun nedenini anlamaya çalışmaktır.
Çocuk bazen yatağını ıslatır, bazen okulda tuvalete yetişemez. Büyüklerin sınavı, o anda çocuğu utandırmak değil, kendini güvende hissetmesini sağlamaktır. Anne baba ayrılığı çocuğun düzenini sarsabilir; yetişkinlerin görevi bu sarsıntıyı suçlamayla büyütmek değil, ona yeniden güvenli bir zemin kurmaktır.





























