Yıl 2012…
Yunanistan tarihinin en ağır ekonomik krizlerin den birini yaşıyordu.
İşsizlik yüzde 27…
Genç işsizliği yüzde 58…
Maaşlar düşüyor…
Emekli aylıkları kesiliyor…
IMF ülkenin kapısında…
Ama Atina sokaklarında kafeler tıklım tıklımdı.
O günlerde sıkça şu cümle kuruluyordu:
“Ekonomi kötü olsa bu kafeler neden dolu?”
Ekonomistler bu duruma sonradan “Café Economy” adını verdi.
İnsan artık ev alamıyor…
Araba değiştiremiyor…
Birikim yapamıyor…
Ama kendisini iyi hissettirecek son küçük lüksten de vazgeçemiyor.
Bir fincan kahve…
…
Şimdi dönelim Türkiye’ye…
Bizde de aynı sözleri duyuyoruz.
“AVM’ler dolu…”
“Kafeler dolu…”
“Sahiller dolu…”
“O zaman ekonomi kötü olamaz.”
Peki gerçekten öyle mi?
…
Türkiye, dünyanın en çok çay tüketen ülkelerinden biri.
Buna rağmen son yıllarda kahve tüketimi hızla arttı.
Milyarlarca dolarlık kahve ithal edildi.
Espresso…
Flat White…
Cold Brew…
Artık kahve sipariş etmek bile başlı başına bir kültüre dönüştü.
…
Eskiden eve buzdolabı alınırdı…
Şimdi espresso makinesi…
Çekirdek öğütücü…
Süt köpürtücü…
Mutfağın bir köşesi küçük bir kafeye dönüşüyor.
…
Yaz geliyor…
Oteller doluyor…
Sahiller kalabalıklaşıyor…
Ama tatil bitiyor…
Kredi kartı taksitleri aylarca sürüyor.
…
Sadece kafelere bakmayın…
Çarşıya da bakın.
İndirilen kepenklere…
“Devren Satılık” ilanlarına…
İcra dairelerindeki dosyalara…
Ödenmeyen borçlara…
Karşılıksız çeklere…
Konkordato haberlerine…
Ekonominin fotoğrafı tek kareden okunmaz.
…
Bankalar tahsil edemedikleri alacaklarının bir bölümünü varlık yönetim şirketlerine devrediyor.
Dosya el değiştiriyor…
Telefonlar çalıyor…
Mesajlar geliyor…
Borç ise vatandaşın omzunda kalıyor.
…
Bir başka sessiz tablo da kuyumcularda yaşanıyor.
Yıllarca biriktirilen altınlar…
Bugün kira…
Market…
Okul masrafı için bozdurulabiliyor.
…
Bir de yeni umut kapıları var.
Sanal bahis…
“Kısa yoldan zengin ol.”
Kolay para hayali…
Ama çoğu zaman daha büyük borçlar…
…
Ekonomi konuşurken bile mizah yapabilen ender ülkelerden biriyiz:
“Dolar yine yükselmiş.”
“Boş ver… Kahveler benden.”
Sonra da kredi kartını uzatıyoruz.
Kahvenin yanında faiz de ikram geliyor.
…
Eskiden kahve falına bakılırdı.
Şimdi döviz kuruna…
Enflasyona…
Kredi kartı ekstresine bakılıyor.
Fincanın dibinde değil…
Ekonomi bültenlerinde umut aranıyor.
…
Ekonomiyi anlamak için kahve falına değil…
İcra dosyalarına bakın.
Kahve köpüğüne değil…
İndirilen kepenklere bakın.
Instagram’daki tatil fotoğraflarına değil…
Aylarca ödenecek kredi kartı taksitlerine bakın.
Kahve fincanına değil…
Kuyumcuda bozdurulan aile altınlarına bakın.
AVM otoparklarına değil…
“Devren Satılık” yazılarıyla dolan caddelere bakın.
Ve en önemlisi…
Gençlerin geleceğe bakışına bakın.
Çünkü umut azalıyorsa…
En pahalı şey artık kahve değil…
Gelecektir.
…
Sözün özü:
Kafelerin dolu olması elbette güzeldir.
Ama bir ülkenin ekonomisi kahve fincanındaki köpükle değil…
Vatandaşın alım gücüyle…
Esnafın açık tuttuğu kepenkle…
Gençlerin kurabildiği hayallerle ölçülür.
Çünkü fal bazen umut dağıtır…
Ama cüzdan…
Hiç yalan söylemez.
Köpük birkaç dakikada söner…
Borç ise yıllarca kalır.
Güleriz…
Çünkü bazen ağlanacak hâlimize elimizde kalan tek şey gülümsemektir.































