Chora’nın merdivenlerini çıkıp, Kelebek Ada’yı tepeden seyrettikten sonra sırada, adanın denizi, koyları ve sofraları geliyor.
Küçük bir uyarı:
Uzak bir yere gidenler, nasıl döneceğini önceden planlamak zorunda.
İstanbulya, küçük bir ada ama her yere yürüyerek gidilecek kadar küçük değil.
Adanın en bilinen plajlarından Livadi, Chora’ya yakınlığı nedeniyle ulaşımı kolay bir yer.
Ama İstanbulya’nın gerçek denizlerini görmek istiyorsanız biraz zahmeti göze almak gerekiyor.
Kaminakia…
Vatses…
Agios Konstantinos…
Adanın farklı noktalarına dağılmış koylar.
Bazılarının yolları kolay değil.
Navigasyon:
“300 metre sonra sağa dönün.” diyor.
Sağa bakıyorsunuz.
Yol yok.
Taş var.
Toprak var.
Uçurum var.
Navigasyon hala ısrar ediyor:
“Sağa dönün.”

…
İstanbulya’nın asıl sürprizi ise tekneyle gidilen Koutsomiti ve Kounoupa adacıkları.
Özellikle Kounoupa unutulmaz.
Denizin ortasında küçücük bir ada.
Ortada incecik bir kum ve çakıl şeridi…
İki tarafında deniz.
Birkaç adım yürüyerek bir denizden çıkıp diğerine girebiliyorsunuz.
Turkuazdan laciverte dönen sular ve ortadaki incecik kumsal gerçekten muhteşem.
İstanbulya Kelebek Ada.
Kounoupa ise sanki kelebeğin Ege’nin üzerine düşürdüğü küçük bir parça.

….
Denizden sonra sıra sofrada.
Yalnızca kalamar, ahtapot ve cacık yiyerek dönerseniz adaya haksızlık etmiş olursunuz.
Keçi sütünden yapılan yerel chlori peyniri…
Safranlı kitrino kouloura çörekleri…
İçi peynirle doldurulup üzerine yerel bal dökülen poungia…
İnsan bir tane yiyor.
Sonra ikincisini sipariş ediyor.
Üçüncüden sonra:
“Nasıl olsa tatildeyiz.”
diyerek vicdanını rahatlatıyor.

……
Liman çevresinde sade tavernalar var.
Chora’da ise taş evlerin arasında, dar sokaklarda ve Ege’ye bakan teraslarda son derece şık restoranlar var.
Masa sayısı az.
Manzara zaten menünün en pahalı yemeği.
Garson menüyü getiriyor.
İnsan, önce manzaraya sonra fiyatlara bakıyor.
Tekrar manzaraya bakıyor:
“Bu manzaranın bir yerden çıkacağı belliydi.”

….
Ama İstanbulya’nın önemli bir sorunu var.
Ulaşım.
Taksi bulmak zor.
Özellikle uzak bir plaja veya restorana gittiyseniz asıl mesele gitmek değil, geri dönmek.
Bir taksiyi arıyorsunuz…
Meşgul.
Diğeri cevap vermiyor.
Bir başkası:
“Bir saat sonra gelebilirim.”
diyor.
Bu nedenle uzak bir yere gidiyorsanız dönüşü önceden ayarlayın.
Şoförün telefonunu alın.
Saat belirleyin.
Mümkünse teyit edin.
Hatta giderken şoföre iyi davranın.
Çünkü birkaç saat sonra dönmek için yine ona ihtiyaç var.

….
İşin ilginci; bütün bunlar yaşanırken İstanbulya önemli bir elektrikli ulaşım projesine ev sahipliği yapıyor.
Yunan hükümeti ile Volkswagen işbirliğiyle elektrikli araçlar, şarj istasyonları, elektrikli minibüsler ve yeni ulaşım sistemleri devreye girmiş.
Kağıt üzerinde gelecek İstanbulya’ya gelmiş.
Ama turist hala yol kenarında taksi bekliyor

…..
Yaklaşık 1.400 kişinin yaşadığı küçük bir ada, ulaşım sistemini değiştirmek ve yeni modeller denemek için ciddi bir proje yürütüyor.
Bodrum’da ise hala trafik, otopark ve toplu taşımayı tartışıyoruz.
İstanbulya’nın nüfusu Bodrum’daki büyük bir sitenin nüfusu kadar.
Ama ada geleceğin ulaşımını deniyor.
Biz ise Torba’dan Bodrum merkeze kaç saatte gideceğimizi hesaplıyoruz.

….
İstanbulya günübirlik gidilecek bir ada değil.
Adayı rahatça gezmek için en az üç gün, mümkünse dört-beş gün ayırmak gerekiyor.
Bir gün Chora…
Bir gün plajlar…
Bir gün Kounoupa ve Koutsomiti tekne turu…
Bir gün hiçbir şey yapmadan denize bakmak.
….
İstanbulya herkese göre bir ada değil.
Ulaşması kolay değil.
Merdiveni bol.
Taksisi az.
Bazı koylara ulaşmak zor.
Ama belki de bütün bunlar adanın en büyük şansı.
Çünkü kolay ulaşılan her güzel yer, bir süre sonra kalabalığın, betonun ve yüksek fiyatların kurbanı oluyor.
İstanbulya şimdilik kurtulmuş.
Kelebeğin kanatları hala özgür.
Bodrum’da yıllardır turizmi büyütmekten söz ediyoruz.
Daha fazla turist…
Daha fazla yatak…
Daha fazla beach club…
Daha fazla araç…
Sonra da trafiği, susuzluğu, pahalılığı ve kalabalığı tartışıyoruz.
İstanbulya’nın verdiği ders çok basit:
Bir turizm merkezinin başarısı kaç turist getirdiğiyle değil, gelen turist gittikten sonra geride ne kaldığıyla ölçülmeli.
İstanbulya geleceğe elektrikli araçlarla gidiyor.
Ama asıl başarısı başka.
Geçmişinden kalan denizi, sokakları ve ada ruhunu da yanında götürmeye çalışıyor.
Keşke biz de Bodrum’da geleceğe giderken geride ne bıraktığımıza biraz daha dikkat etseydik.




























