Gürsel Tekin yine çıkmış, siyasi kulislerin “erken rezervasyon uzmanı” gibi konuşuyor:
“CHP kurultayı 7 ay sonra yapılacak…”
Aynı günlerde iktidar cephesinden ne konuşuluyor?
“Ekim ayında erken seçim olabilir.”
İnsan ister istemez soruyor:
Bu kadar tesadüf fazla değil mi?
Çünkü ortaya çıkan tablo çok net:
Kurultayı geciktir.
Seçimi öne çek.
Sonra da:
“Şimdi lider değişimi zamanı değil” diyerek CHP’yi yeniden Kılıçdaroğlu mecburiyetine kilitle.
Ve bunu strateji diye sat.
Hakikaten milleti hafızasız sanıyorlar.
Kılıçdaroğlu yıllardır seçim kaybediyor ama siyasette fizik kurallarını bozdu:
Kaybettikçe koltuğa daha sağlam oturuyor.
Normal ülkelerde insanlar bir noktada sonuçlara bakar.
Bizde ise her yenilgiden sonra yeni bir “aslında kazanıyorduk” belgeseli çekiliyor.
Bir seçim kaybedildi…
“Algı operasyonu.”
İkincisi kaybedildi…
“Devlet imkânları.”
Üçüncüsü kaybedildi…
“Seçmen hata yaptı.”
Dördüncüsünde artık suçlu Mars retrosu kalmıştı.
Ama yönetim?
Asla sorun değil.
Şimdi aynı ekip yine sahnede.
Kurultayı ötele, değişimi dondur, sonra erken seçim baskısıyla herkesi hizaya sok.
Ve en acı tarafı şu:
Bunun en büyük faydası AKP’ye oluyor.
Çünkü iktidarın yıllardır en rahat ettiği şey ne?
CHP’nin kendi içinde debelenmesi.
Ekonomi konuşulmasın,
adalet konuşulmasın,
gençlerin umutsuzluğu konuşulmasın…
Muhalefet dönsün dolaşsın yine kendi koltuk kavgasını konuşsun.
AKP açısından bulunmaz nimet.
Adamların propaganda yapmasına bile gerek kalmıyor.
Muhalefet kendi kendine moral bozuyor, kendi seçmenini küstürüyor, kendi içinde kriz üretiyor.
Sonra da dönüp “neden iktidar değişmiyor” diye şaşırıyorlar.
Çünkü siz değişim ihtimalini daha başlamadan boğarsanız, seçmene umut değil yorgunluk verirsiniz.
Ve seçmen en sonunda şunu düşünüyor:
“Bunlar ülkeyi mi yönetecek, yoksa hâlâ birbirlerini mi?”
İşte AKP’nin gerçek konfor alanı tam da burası.
Muhalefetin iktidarı zorladığı yer değil,
muhalefetin kendi ayağına sıktığı yer.
































