Rumlar inşaattan hiç anlamıyor!
Koskoca arsa…
Ortada tek ev…
Yanında bahçe…
Bir zeytin ağacı…
Bir limon ağacı…
Bir de gölge yapan dut…
Bizde olsa o arsaya çoktan dört villa, sekiz daire, bir havuz ve “Sea View Residence” tabelası dikilirdi.

….
Koslular bu konuda gerçekten geri kalmış!
Balkonu camla kapatıp salona katmayı bilmiyor.
Çatıyı bir kat daha yükseltip, komşunun manzarasını kapatmayı da…
Ayrıca, her boş araziye site yapmayı da…
TOKİ mantığını çözememişler.
Büyük talihsizlik!

….
O yüzden ada hâlâ nefes alıyor.
Evler birbirinin güneşini çalmıyor.
Pencereden baktığınızda karşı apartmanın balkonundaki çamaşırı değil, denizi ya da ağacı görüyorsunuz.
Gökyüzünü görmek için boynunuzu kırk beş derece yukarı kaldırmanız gerekmiyor.
Belki de Kos’un en büyük zenginliği…
Üzerine henüz beton dökülmemiş toprakları.
Kos’un limanında başka bir Kos, iki sokak yukarı çıkıldığında bambaşka bir Kos görünür.
…
Turistin yoğun olduğu bazı restoranlarda menü kolaylamış.
Patates, hazır.
Fava, hazır.
Patlıcan ezmesi, hazır.
Yüzlerce turist aynı anda gelince mutfak da hızlanıyor.
Ancak ada halkının gittiği tavernalarda zaman biraz daha yavaş akıyor.
Patates mutfakta soyuluyor.
Patlıcan közleniyor.
Fava tencerede pişiyor.
Çünkü o masalarda oturanlar sadece turist değil.
Yarın da gelecek komşular.
Onlara aynı özensiz tabağı sunamazlar
İşte Kos’un sırrı da burada.
Liman turisti doyuruyor…
Arka sokaklar damak tadını.

….
Kos’ta iyi balık yemek istiyorsanız önce garsona tek bir soru sorun:
“Bugün denizden ne çıktı?”
Cevap uzamıyorsa…
Doğru yerdesiniz.
Birçok iyi taverna, her sabah çevredeki balıkçılardan ve özellikle Kalimnos’tan gelen taze balıkları tercih ediyor.
Kalimnos yıllardır Ege’nin önemli balıkçılık merkezlerinden biri.
Sabah denizden çıkan balık…
Öğleden sonra tavada.
O gün deniz ne verdiyse…
Menü de onu söylüyor.
Belki de gerçek lüks budur.
Dondurucunun değil…
Denizin belirlediği menü.

….
Akşam olunca barlar doluyor.
Müzik yükseliyor.
Ama ilginç bir ayrıntı var.
Kapılarda iri yarı koruma orduları göze çarpmıyor.
Bağırıp çağıran kalabalıklar da…
İnsanlar eğleniyor.
Sokakta yürüyor.
Gecenin sonunda oteline dönüyor.
Kos’ta saatlerce dolaşıyorsunuz.
Polis görmek kolay değil.
Ama bu sizi yanıltmasın.
Kurallar gerektiğinde uygulanıyor.
Belki de en iyi güvenlik, her köşede polis görmek değil…
İnsanların kurallara uymayı alışkanlık hâline getirmesi.
….
Kos vitrinlerinde dünyaca ünlü markaların çantaları, saatler, tişörtleri, gözlükleri sergileniyor.
Aynı Bodrum da olduğu gibi.
Demek ki çakma ürünler Schengen vizesi istemiyor.
Ege’nin iki yakasında vitrinler birbirine göz kırpıyor.

….
Bir adayı güzel yapan sadece denizi değil.
Nasıl büyüdüğü.
Nasıl korunduğu.
Neyi yapmadığı.
Belki de Kos’un başarısı çok şey yapmasında değil…
Bazı şeyleri yapmamayı tercih etmesinde.
Ve insan ister istemez düşünüyor…
Her boş araziye bina dikmek gerçekten kalkınmak mı…
Yoksa bazen en büyük yatırım, bir ağacı yerinde bırakabilmek mi?































