Bazı adalara feribota binip gidersiniz.
Bazı adalara gitmek için önce midenizi, sonra sabrınızı, en sonunda da cesaretinizi test ettirirsiniz.
Astypalaia ikinci grupta.
Eski Türkçe kaynaklarda ve denizcilerin dilinde adı İstanbulya.
Ege Denizi’nin ortasında kanatlarını açmış bir kelebeğe benzeyen coğrafyası, bembeyaz evleri, yel değirmenleri ve tepede yükselen kalesiyle diğer Yunan adalarından farklı.
Bu nedenle Astypalaia’ya “Ege’nin Kelebek Adası” deniliyor.
Mitolojiye göre Astypalaia yalnızca bir adanın adı değil.
Astypalaia, Europa’nın kız kardeşi olan Fenikeli bir prenses.
Denizler tanrısı Poseidon, Astypalaia’ya âşık oluyor ve bu birliktelikten iki çocuk dünyaya geliyor.
Binlerce yıl sonra onun adını taşıyan ada hâlâ Ege Denizi’nin ortasında duruyor.
Belki de İstanbulya’nın denizle bu kadar iç içe olması tesadüf değil.
Bir tarafında Ege…
Diğer tarafında yine Ege…
Denizler tanrısının âşık olduğu kadının adını taşıyan ada, bugün hâlâ denizin ortasında kanatlarını açmış bir kelebek gibi uzanıyor.
Ama kelebeğin kanatlarına ulaşmak kolay değil.

….
İstanbulya’ya gitmek için önce Kos’a ulaşıyor, ardından feribota biniyorsunuz.
İlk sürpriz denizden değil, klimadan geliyor.
Teknenin içi buz gibi.
Yanınızda ceket, hırka, battaniye… Ne bulursanız üzerinize almanızda yarar var.
Yoksa İstanbulya’ya varmadan zatürree olup Kos’a geri dönebilirsiniz.
Feribot limandan ayrılıyor.
Önce her şey sakin.
Sonra tekne hızlanıyor.
Hafif sallantı kısa sürede Ege Denizi’nde bir dayanıklılık testine dönüşüyor.
Tekne bir havaya kalkıyor, bir denize oturuyor.
Bir sağa yatıyor, bir sola.
Kaptan sürati kesmediği için dalgaların bütün şiddetini koltuğunuzda hissediyorsunuz.
Camdan dışarı bakmak mümkün değil.
Tekne görevlileri ise son derece tecrübeli.
Ellerinde kusmuk torbaları, havlular ve naylon poşetlerle koltukların arasında dolaşıyorlar.
Bir süre sonra öğürme sesleri başlıyor.
Ağlayan çocuklar…
Koltuklara sıkı sıkı tutunanlar…
Dehşetle birbirine bakanlar…
Teknenin içinde tam bir kabus yaşanıyor.
Görevliler ise gülerek:
“Bugün hava iyi. Şanslısınız!”
diyorlar.
İnsan ister istemez düşünüyor:
İyi hava buysa kötü havada ne oluyor?

….
Nihayet İstanbulya.
Ayaklar karada ama vücut hala sallanıyor.
İnsan arkasındaki feribota bakıp:
“Dönüşte yine buna mı bineceğiz?” diye düşünüyor.
Birkaç dakika sonra İstanbulya insanı içine alıyor.
Kos’taki kalabalık yok.
Bodrum limanındaki kuyruklar yok.
Tur otobüsleri ve büyük turist grupları yok.
Türk turist de yok denecek kadar az.
Belki de nedenlerinden biri o feribot yolculuğu.

….
Yaklaşık 1.400 kişinin yaşadığı, sakin, küçük ve kendi halinde bir Ege adası.
İstanbulya’nın en büyük lüksü belki de henüz bozulmamış olması.
Ama adanın gerçek yüzünü görmek için Chora’ya çıkmak gerek.
Chora yalnızca bir kasabanın özel adı değil. Yunan adalarında genellikle adanın ana yerleşimi, eski merkezi anlamında kullanılıyor.
Amorgos’un Chora’sı başka, İstanbulya’nın Chora’sı başka…
Uzaktan tepenin üzerine dökülmüş beyaz evler görülüyor.
Evlerin üzerinde kale…
Kalenin altında kiliseler…
Biraz aşağıda yel değirmenleri…
Ve çevresinde Ege Denizi.
Sonra merdivenler.
Yüzlerce basamak…
Daracık sokaklar…
Taş yollar…
Bir merdiven bitiyor, diğeri başlıyor.
Yükseldikçe liman küçülüyor, Ege Denizi büyüyor.
Önce adanın simgesi yel değirmenlerine, ardından Chora’nın dar sokaklarına ve Venedik döneminden kalma Querini Kalesi’ne ulaşılıyor.

….
Manzara bütün yorgunluğu unutturuyor.
Beyaz evler yamaçlardan denize akıyor.
Yel değirmenleri, kale, kiliseler ve mavi deniz aynı manzarada birleşiyor.
Chora’nın restoranları ve kafeleri son derece şık.
Taş evlerin arasındaki küçük restoranlar, özenli masalar ve Ege’ye bakan teraslar adaya farklı bir hava veriyor.
….
Asıl gösteri akşam.
Güneş Ege’nin üzerine inerken İstanbulya’nın tepeleri sarıya, turuncuya ve kızıla boyanıyor.
İnsanlar kale çevresinde, yel değirmenlerinin arasında ve restoran teraslarında gün batımını seyrediyor.
Bazı adalarda gün batımını seyredilir, İstanbulya’da ise gün batımının içinde kalınıyor.

….
Bugün Ege’nin birçok güzel kıyısında önce oteller yükseliyor, ardından beach club’lar geliyor, sahiller kapanıyor, kalabalık büyüyor.
İstanbulya ise hala direniyor.
Kelebek Ada’nın kanatları henüz kesilmemiş.
Umarım bir gün birileri gelip o kanatlara şezlong dizmez.
Çünkü Ege’de güzellik bulmak artık zor değil.
Zor olan, bulduğunuz güzelliği bozmadan bırakabilmek.
































