Kos, yarım günde tüketilecek bir ada değil.
Yaklaşık 40 bin nüfuslu bu küçük ada, Hipokrat’ın doğduğu topraklardan Saint Jean Şövalyeleri’ne, Osmanlı’dan İtalyan dönemine kadar uzanan zengin bir tarihin üzerinde yaşıyor.
Hipokrat Ağacı, Neratzia Kalesi, Antik Agora, Roma Odeonu, Casa Romana, Asklepion ve Zia Köyü… Limandan biraz uzaklaşınca karşınıza çıkan her taşın anlatacak bir hikâyesi var.
….
Kos’un en büyük zenginliği denizi.
Ama her plajın ayrı bir ruhu var.
Tigaki, ince kumu ve sığ deniziyle çocuklu ailelerin gözdesi.
Marmari, rüzgârı sevenlerin ve kite surf tutkunlarının adresi.
Lambi, merkeze en yakın plaj.
Agios Stefanos, denizin içindeki küçük kilisesiyle kartpostalları süslüyor.
Agios Fokas ve Therma ise kayalık kıyıları, berrak suları ve doğal sıcak su kaynaklarıyla adanın en özel köşeleri arasında.
En önemlisi…
Denize girdiğinizde gerçekten denizdesiniz.
Jet ski gürültüsü yok.
Sürekli üzerinize gelen sürat tekneleri yok.
Motor sesi yok.
Belki de gerçek lüks, sessizliktir.
….
Bodrum son yıllarda Michelin yıldızlarıyla anılıyor.
Kos’ta ise resmî Michelin yıldızlı restoran yok.
Ama lezzet bazen tabelada değil, mutfakta saklı.
Limanın iki arka sokağındaki Themistoklis Flamos bunun en güzel örneklerinden biri.
Gösteriş yok.
Ürün var.
Balık şefi Noma Panatos, o günün taze balığını önce tezgâhta anlatıyor.
Seçtiğiniz balık tartılıyor.
Sonra ocağa gidiyor.
Biraz zeytinyağı…
Bir tutam deniz tuzu…
Usta ateşi…
Ve birkaç dakika sonra nar gibi kızarmış, suyunu kaybetmemiş balık masanıza geliyor.
Kalamar, ahtapot ve karides de aynı özenle hazırlanıyor.
Yanına bir Yunan salatası, birkaç meze ve bir bira eklediğinizde kişi başına 25–35 avro arasında, taptaze deniz ürünleriyle dolu bir sofradan kalkılıyor..

Belki de Michelin’in ölçemeyeceği şey tam da bu.
KOS’A GİDERSENİZ…
Sadece Hipokrat Ağacı’nın önünde fotoğraf çektirmeyin.
Sadece limanda dolaşmayın.
İlk gördüğünüz restorana oturmayın.
Arka sokaklara sapın.
Mahalle tavernalarını bulun.
Bir gün batımını Zia’da izleyin.
Bir sabah Tigaki’de denize girin.
Agios Stefanos’ta telefonunuzu bir kenara bırakıp manzarayı seyredin.
Ve dönüşte bavulunuzu yalnızca duty free poşetleriyle değil, birkaç güzel anıyla da doldurun.
….
Bodrum ile Kos arasında yalnızca birkaç deniz mili var.
Ama bazen o birkaç mil, turizme bakışta yıllarca süren bir fark yaratıyor.
Bir tarafta büyüyen tesisler…
Diğer tarafta nefes alabilen koylar.
Bir tarafta yıldızlar…
Diğer tarafta sade ama özenli sofralar.
Belki de Ege’nin güzelliği tam burada.
İki kıyı birbirine rakip değil…
Birbirine ayna.
Ve bazen en unutulmaz tatil, en pahalı otelde değil…
Sabah Kalimnos’tan gelen balığın, akşam küçük bir tavernada sessizce tabağınıza geldiği o mütevazı masada yaşanıyor.
Kos, yarım günde tüketilecek bir ada değil.
Yaklaşık 40 bin nüfuslu bu küçük ada, Hipokrat’ın doğduğu topraklardan Saint Jean Şövalyeleri’ne, Osmanlı’dan İtalyan dönemine kadar uzanan zengin bir tarihin üzerinde yaşıyor.
Hipokrat Ağacı, Neratzia Kalesi, Antik Agora, Roma Odeonu, Casa Romana, Asklepion ve Zia Köyü… Limandan biraz uzaklaşınca karşınıza çıkan her taşın anlatacak bir hikâyesi var.
….
Kos’un en büyük zenginliği denizi.
Ama her plajın ayrı bir ruhu var.
Tigaki, ince kumu ve sığ deniziyle çocuklu ailelerin gözdesi.
Marmari, rüzgârı sevenlerin ve kite surf tutkunlarının adresi.
Lambi, merkeze en yakın plaj.
Agios Stefanos, denizin içindeki küçük kilisesiyle kartpostalları süslüyor.
Agios Fokas ve Therma ise kayalık kıyıları, berrak suları ve doğal sıcak su kaynaklarıyla adanın en özel köşeleri arasında.
En önemlisi…
Denize girdiğinizde gerçekten denizdesiniz.
Jet ski gürültüsü yok.
Sürekli üzerinize gelen sürat tekneleri yok.
Motor sesi yok.
Belki de gerçek lüks, sessizliktir.
….
Bodrum son yıllarda Michelin yıldızlarıyla anılıyor.
Kos’ta ise resmî Michelin yıldızlı restoran yok.
Ama lezzet bazen tabelada değil, mutfakta saklı.
Limanın iki arka sokağındaki Themistoklis Flamos bunun en güzel örneklerinden biri.
Gösteriş yok.
Ürün var.
Balık şefi Noma Panatos, o günün taze balığını önce tezgâhta anlatıyor.
Seçtiğiniz balık tartılıyor.
Sonra ocağa gidiyor.
Biraz zeytinyağı…
Bir tutam deniz tuzu…
Usta ateşi…
Ve birkaç dakika sonra nar gibi kızarmış, suyunu kaybetmemiş balık masanıza geliyor.
Kalamar, ahtapot ve karides de aynı özenle hazırlanıyor.
Yanına bir Yunan salatası, birkaç meze ve bir bira eklediğinizde kişi başına 25–35 avro arasında, taptaze deniz ürünleriyle dolu bir sofradan kalkabiliyorsunuz.
Belki de Michelin’in ölçemeyeceği şey tam da bu.
KOS’A GİDERSENİZ…
Sadece Hipokrat Ağacı’nın önünde fotoğraf çektirmeyin.
Sadece limanda dolaşmayın.
İlk gördüğünüz restorana oturmayın.
Arka sokaklara sapın.
Mahalle tavernalarını bulun.
Bir gün batımını Zia’da izleyin.
Bir sabah Tigaki’de denize girin.
Agios Stefanos’ta telefonunuzu bir kenara bırakıp manzarayı seyredin.
Ve dönüşte bavulunuzu yalnızca duty free poşetleriyle değil, birkaç güzel anıyla da doldurun.
….
Bodrum ile Kos arasında yalnızca birkaç deniz mili var.
Ama bazen o birkaç mil, turizme bakışta yıllarca süren bir fark yaratıyor.
Bir tarafta büyüyen tesisler…
Diğer tarafta nefes alabilen koylar.
Bir tarafta yıldızlar…
Diğer tarafta sade ama özenli sofralar.
Belki de Ege’nin güzelliği tam burada.
İki kıyı birbirine rakip değil…
Birbirine ayna.
Ve bazen en unutulmaz tatil, en pahalı otelde değil…
Sabah Kalimnos’tan gelen balığın, akşam küçük bir tavernada sessizce tabağınıza geldiği o mütevazı masada yaşanıyor.
YanıtlaYönlendir
Tepki ekle































