Bodrum’da oteller pahalı, personel pahalı, kiralar, elektrik, su, et, sebze, meyve pahalı…
Ama bazı otellerde üç öğün yemek, sınırsız içki, açık büfe, tatlı, dondurma, meyve suyu, çay ve kahve aynı fiyata dahil.
Bu hesabı yapan muhasebeciyi Nobel ekonomi ödülüne aday göstermek gerekir.
Maliyetler sürekli artarken binlerce kişiye sabahtan geceye kadar yemek ve içki sunuluyor.
Peki tasarruf nereden yapılıyor?
Etin kalitesinden mi, içkiden mi, personelden mi, hijyenden mi?
Et ürünlerine soya ve çeşitli katkı maddeleri karıştırıldığı, düşük kaliteli ürünlerin sos ve baharatlarla müşteriye sunulduğu yıllardır ileri sürülüyor.
Bunlar iddia.
Ama sorular gerçek.
Otellerden yılda kaç et numunesi alınıyor? Kaçında DNA analizi ve tür tayini yapılıyor? Menüde dana eti yazıyorsa tabağa gerçekten dana eti mi geliyor?
Bir başka soru domuz eti.
Türkiye’de mevzuata uygun koşullarda domuz yetiştiriciliği ve domuz eti satışı yasak değil.
Peki yetiştirilen domuzlar nereye satılıyor? Kim satın alıyor? Hangi işletmelerde tüketiliyor?
Bodrum ve çevresinde yaban domuzları da avlanıyor.
Avlanan hayvanlar ne oluyor?
İmha mı ediliyor, kişisel tüketimde mi kullanılıyor, yoksa kayıt dışı gıda zincirine girme riski var mı?
Bu konudaki iddialar ancak sürekli, habersiz ve sonuçları kamuoyuyla paylaşılan denetimlerle son bulur.
….
Tarım ve Orman Bakanlığı açıklamalı:
Bodrum’daki otellerden yılda kaç numune alındı? Kaçında DNA analizi yapıldı? Kaç işletmede menüde belirtilenden farklı hayvan eti tespit edildi? Kaç işletmeye ceza verildi?
Mesele yalnızca et değil.
Her şey dahil otellerde sunulan şarapların ve diğer içkilerin kalitesi de tartışılıyor.
Bir şişe şarabın üretim, vergi, nakliye ve işletme maliyeti ortadayken gün boyunca sınırsız içki nasıl veriliyor?
Meyve suyu gerçekten meyve suyu mu? Bal gerçekten bal mı? Peynirin içinde ne kadar süt var? Dondurmada ne var? Sucuk gerçekten etten mi yapılıyor?
Her şey dahil ama insan ister istemez soruyor:
Her şeyin içinde ne dahil?
….
Gıda sahteciliği yurt dışında da yaşanıyor.
2013 yılında Avrupa’yı sarsan skandalda dana eti diye satılan ürünlerde at eti tespit edildi. Ürünler toplatıldı, laboratuvar analizleri yapıldı, tedarik zincirleri araştırıldı.
Ama önemli olan, sorun ortaya çıktığında ne yapıldığıdır.
İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda’da gıda işletmeleri denetleniyor ve hijyen açısından 0’dan 5’e kadar puanlanıyor.
Galler ve Kuzey İrlanda’da bu puanın işletmenin girişinde, müşterinin görebileceği yerde sergilenmesi zorunlu. İngiltere’de ise sonuçlar kamuoyuna açık ve internetten görülebiliyor.
Müşteri daha kapıdan girmeden işletmenin hijyen durumunu öğreniyor.
Peki Bodrum’da?
Bir restoranın, otelin ya da beach club’ın en son ne zaman denetlendiğini biliyor muyuz?
Denetimde hangi eksikliklerin bulunduğunu görebiliyor muyuz?
İşletmenin kapısında denetim sonucu var mı?
Herkesin ulaşabileceği güncel bir denetim sicili bulunuyor mu?
Yok.
O halde Bodrum’da da benzer bir sistem uygulansın.
İşletmelerin son denetim tarihi ve hijyen puanı kapıya asılsın, sonuçlar internetten işletme isimleriyle yayınlansın.
İyi işletme ödüllendirilsin, kötü işletme kendini düzeltmek zorunda kalsın.
Çünkü şeffaflık kötü işletmenin korkusu, iyi işletmenin reklamıdır.
….
Bodrum Belediye Başkanı’nın “Bodrum’u kötüleyen algıya son verelim” diyor.
Sayın Başkan…
Algı siparişle oluşmaz.
Belediye binasında hazırlanmaz.
Basın toplantısıyla düzelmez.
Birkaç slogan ve sosyal medya paylaşımıyla değiştirilmez.
Denetlersiniz, temizlersiniz, trafiği çözersiniz, denizi korursunuz, gürültüyü önlersiniz, kaçak yapılaşmayla mücadele edersiniz, gıda güvenliğini sağlarsınız, turistin kandırılmasına göz yummazsınız.
Turist memnun kalır.
Bodrumlu memnun kalır.
Esnaf memnun kalır.
Algı da kendiliğinden oluşur.
….
Bodrum’un sorunu kötü algı değil.
Kötü algıya neden olan sorunların çözülememesi.
Ama madem “Bodrum’u kötüleyen algıya son verelim” diyorsunuz, buyrun size fırsat.
Üstelik insan kaynağı yok da değil.
Oda Başkanı’nın açıklamasına göre denetimlerde görev alabilecek 60 kişilik teknik kadro var.
Gelin Bodrum’da 60 işletme belirleyelim.
Bir bölümünü belediye, bir bölümünü meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları, bir bölümünü de biz seçelim.
Oteller, restoranlar, beach club’lar, kafeler ve turiste hizmet veren diğer işletmeler olsun.
60 kişilik teknik kadro sahaya çıksın.
Aynı gün, aynı saatlerde ve habersiz denetim yapılsın.
Mutfaklar incelensin, gıdalardan numune alınsın, etlerde tür tayini ve DNA analizi yapılsın.
İçkiler, yağlar, peynirler, ballar ve meyve suları bağımsız laboratuvarlara gönderilsin.
Sonuçlar işletme isimleri, laboratuvar raporları, tespit edilen eksiklikler ve kesilen cezalarla kamuoyuna açıklansın.
Sorun çıkmayan işletmeler de aynı açıklıkla duyurulsun.
Çünkü iyi işletmenin hakkını teslim etmek gerekir.
…..
Sayın Başkan…
Algı istiyorsanız, denetim yaptırın.
Sonuçlar temiz çıkarsa Bodrum kazanır.
Biz de Bodrum’u över, işletmeleri alkışlar, sizi kutlarız.
Sonuçlar kötü çıkarsa, kusura bakmayın, onları da yazarız.
Çünkü gazetecinin görevi algı oluşturmak değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır.
….
Soru çok basit:
Sayın Başkan, gücünüzü kullanıp, 60 işletmeyi aynı gün, gıda mühendisi odası ve sivil toplum kuruluşlarının desteği ile habersiz denetleyin ve sonuçları işletme isimleriyle açıklayın.
Sonuçlar temiz çıkarsa mesele kapanır.
Ama çıkmazsa?
İşte o zaman kötü olan algı değil, gerçeğin kendisidir.
Çünkü Bodrum’un ihtiyacı algı yönetimi değil.
İyi yönetimdir.































