Aya Nikola Kilisesi restorasyon projesinde ilk adımlar atıldı ve Kilisenin etrafına demirden koruma kafes inşa edildi
Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci’nin uzun süredir hayalini kurduğu Aya Nikola Kilisesi restorasyon projesinde ilk adımlar atıldı. Bodrum’un tarihi dokusunu yeniden canlandıracak proje kapsamında ekipler, kilise çevresinde çalışmalarına başladı.
Bodrum’un Çarşı Mahallesi Hilmi Uran Meydanı’nda yer alan Aya Nikola Kilisesi, uzun yıllar boyunca atıl durumda kaldıktan sonra yeniden hayat buluyor. Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci, geçtiğimiz aylarda düzenlediği basın toplantısında, kilisenin restorasyonu ve çevre düzenlemesinin kendisi için büyük önem taşıdığını açıklamıştı.
Bu hafta itibariyle proje resmen start aldı. Ekipler, kilisenin etrafında yaklaşık 5–6 metre yüksekliğinde koruma demirleri inşa ederek çalışma alanını oluşturdu. Çalışmaları fark eden vatandaşların soruları üzerine Başkan Mandalinci, konunun kendisiyle doğrudan bağlantılı olduğunu doğruladı.
Başkan Mandalinci, “Tabii ki, doğrudan bağlantılı. Projeye başlamış bulunmaktayız” diyerek, projeye ait sunum dosyalarını, fotoğrafları ve dijital canlandırma videolarını da basınla paylaştı.
Bodrum’un Denizcilik Kimliğiyle Tarihi Bir Bağ
Aya Nikola Kilisesi, Bodrum’un denizcilik geleneği, Bizans dini tarihi ve Akdeniz kültürel mirası açısından büyük önem taşıyor. Aziz Nikolaos’a adanmış olan yapı, yüzyıllar boyunca denizcilerin sefer öncesi dua edip adak adadığı kutsal bir mekân olarak biliniyor.
Bugün ise Bodrum’un denizle olan güçlü bağı, bu tarihi yapının yeniden hayat bulmasıyla sembolik bir anlam kazanıyor.
“Denizcilik geleneğini binlerce yıldır sürdüren Bodrum’da, Bizans döneminden kalma Aya Nikola Kilisesi, kentin geçmişte olduğu gibi bugün de denizle kurduğu güçlü bağın simgelerinden biri olarak dikkat çekiyor.”
Kilise Modern ve Tarihi Unsurlarla Yeniden Doğacak
Restorasyon sürecinin yaklaşık iki yıl sürmesi bekleniyor. Proje kapsamında, kilisenin dış cephesinde hem modern hem de geçmişin izlerini taşıyan mimari dokunuşlar yapılacak.
İç mekânda ise ziyaretçiyi tarihle buluşturacak projeksiyon destekli ışıklandırma sistemleri, oturma alanları, modern sergi ekipmanları ve dikey sanat eserleri için özel teşhir alanları yer alacak. Böylece Aya Nikola Kilisesi, sadece bir ibadet yeri değil, aynı zamanda sanat, kültür ve tarih buluşma noktası haline gelecek.
Ankara Ziyaretleri Sonuç Verdi
Başkan Mandalinci’nin bu proje için uzun süredir Bakanlık düzeyinde temaslarda bulunduğu, gerekli izinlerin alınmasının ardından çalışmaların resmen başladığı öğrenildi.
Bodrum’un kültürel mirasına yeni bir soluk kazandıracak bu proje, hem yerel halk hem de tarih tutkunları tarafından heyecanla karşılandı.
































Restorasyon, Usta Eliyle Değil Bilimle Yapılır
İsviçre Freiburg Üniversitesi’nde Arkeoloji ve Restorasyon eğitimi aldım. Avrupa’nın farklı bölgelerinde birçok restorasyon projesinde çalışma ve uygulama imkânım oldu. Bu nedenle Türkiye’deki tarihi yapılara baktığımda, gördüğüm bazı uygulamalar karşısında üzülerek birkaç söz söylemek istiyorum.
Özellikle Aya Nikola Kilisesi’ndeki restorasyon çalışmalarını gördüm. Açıkçası ortaya çıkan sonuç, yapının özgün karakterinden oldukça uzak görünüyor. Bunu kimseyi küçümsemek veya emeği değersizleştirmek için söylemiyorum. Tam tersine, tarihi yapılara duyduğumuz saygının gereği olarak söylüyorum.
Çünkü restorasyon, eski bir binayı yeniden yapmak değildir. Restorasyon; yapının tarihî, mimari ve malzeme özelliklerini mümkün olduğunca koruyarak, özgün kimliğini yaşatmayı amaçlayan bilimsel bir uygulamadır.
Bir duvarın nasıl örüldüğünü bilmek başka şeydir; yüzlerce yıllık bir yapının hangi dönemde, hangi teknikle, hangi malzemeyle ve hangi mimari anlayışla inşa edildiğini anlayarak müdahale etmek başka bir şeydir.
Tarihi yapılarda kullanılan taşın türü, harcın kimyasal ve fiziksel özellikleri, duvar örgü tekniği, derz yapısı, sıva tabakaları, boya izleri ve zaman içerisinde meydana gelen değişimler tek tek incelenmelidir. Gerektiğinde arkeolojik araştırma, mimari rölöve, malzeme analizi, stratigrafik inceleme ve belgeleme yapılmalıdır.
Örneğin modern çimento harcını eski bir yapıya gelişigüzel uygulamak, ilk bakışta sağlamlık sağlayabilir. Ancak eski yapıların nefes almasını engelleyerek taş ve sıva üzerinde nem, tuzlanma ve ayrışma gibi ciddi problemlere neden olabilir. Bu nedenle tarihî yapılarda kullanılacak malzemenin özgün malzemeyle fiziksel ve kimyasal uyumu büyük önem taşır.
Restorasyonun temel ilkelerinden biri de minimum müdahaledir. Yani sağlam olanı değiştirmemek, korunabilecek özgün malzemeyi korumak ve zorunlu olmadıkça yapıya yeni bir şey eklememektir.
Bir başka önemli konu ise geri döndürülebilirlik ve ayırt edilebilirliktir. Yeni yapılan bir müdahale, tarihî yapının özgün bölümünü taklit ederek onunla tamamen karışmamalı; fakat yapının bütünlüğünü de bozmayacak şekilde çağdaş müdahale olduğu anlaşılabilmelidir.
Elbette burada duvarcı ustasının, sıvacının veya elinden iş gelen insanların emeğini küçümsemiyorum. Onların becerisi restorasyonun çok önemli bir parçasıdır. Ancak usta eli, bilimsel restorasyon projesinin yerini tutamaz. Usta uygulamayı yapar; arkeolog, restoratör, konservatör, mimar ve mühendis ise neyin, neden ve nasıl yapılacağına bilimsel olarak karar verir.
Bu nedenle tarihi eserlerin restorasyonunu yalnızca “duvarı yeniden örmek, sıvayı yenilemek ve binayı güzel göstermek” olarak görmemeliyiz.
Amaç güzel görünen yeni bir bina yapmak değil, geçmişten bize ulaşan yapının tarihî kimliğini gelecek kuşaklara mümkün olduğunca doğru biçimde aktarmaktır.
Eğer ilgili kurumlar ve yerel yönetimler isterse, ben de gönüllü olarak katkı sunmaya hazırım. Bir hafta boyunca, günde yaklaşık 10 saatlik bir çalışma programıyla, sahada uygulamalı olarak “Gerçek restorasyon nedir, tarihî yapıya nasıl müdahale edilir, hangi malzeme neden kullanılır ve hangi hatalardan kaçınılmalıdır?” konularını anlatabilirim.
Çünkü bu topraklarda çok değerli tarihî yapılar var. Onları kaybetmeden, yanlış müdahalelerle özgünlüğünü bozmadan korumak hepimizin sorumluluğudur.
Restorasyon geçmişi silmek değil, geçmişin izlerini koruyarak geleceğe taşımaktır.