Bir siyasi partinin genel kurulunun iptaline ilişkin olarak mahkeme tarafından “butlan” kararı verilmesi, yalnızca ilgili parti bakımından değil, Türk hukuk sistemi açısından da son derece önemli ve tartışmalı bir meseledir.
Özellikle söz konusu genel kurulun, Anayasa ve kanun gereği Yüksek Seçim Kurulu’nun denetim ve gözetiminden geçmiş olması halinde, hukuk yargısının bu sürece müdahale edip edemeyeceği ciddi bir hukuk devleti tartışmasını beraberinde getirmiştir. Çünkü mesele yalnızca bir “siyasi parti içi seçim” meselesi değil. Siyasi partiler, Anayasa’nın 68 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Siyasi partilerin kongre ve genel kurul süreçleri de sıradan özel hukuk işlemleri gibi değerlendirilemez.
Türk hukukunda, siyasi partilerin kongrelerinin nasıl yapılacağı, daha da önemlisi, bu seçimlerin yargı gözetiminde yapılacağı hüküm altına alınmıştır. İşte bu noktada Yüksek Seçim Kurulu’nun ve ilçe seçim kurullarının rolü belirleyicidir. Nihayetinde süreç kesinleştiğinde ortaya çıkan sonuç, yalnızca parti içi bir karar değil; seçim hukukunun denetiminden geçmiş hukuki bir işlemdir. Tam da bu nedenle, YSK denetiminden geçmiş ve kesinleşmiş bir genel kurul hakkında sonradan adli yargıda “butlan” kararı verilmesi hukuk tekniği bakımından son derece problemli görünmektedir. Çünkü burada cevaplanması gereken temel soru şudur:
YSK’nın denetiminden geçmiş ve kesinleşmiş bir seçim işlemi, daha sonra genel görevli mahkemeler tarafından geçersiz sayılabilir mi sorusunun kanaatimce cevabı, hayırdır.
Öncelikle Anayasa tarafından seçimlerin başlamasından bitimine kadar seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma görevi Yüksek Seçim Kurulu’na verilmiştir. Aynı maddede, YSK kararlarının kesin olduğu da açıkça hüküm altına alınmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Siyasi partilerin kongre seçimleri de seçim kurullarının gözetiminde yapılan seçimlerdir. Dolayısıyla bu sürecin nihai denetim mercii seçim yargısıdır. Seçim hukukunun kesin hüküm niteliği taşıyan kararlarının, sonradan genel mahkemelerce etkisiz hale getirilmesi; anayasal görev paylaşımını ve yargı düzenini tartışmalı hale getirir. Aksi yorum, seçim hukukunda sonsuz bir belirsizlik yaratır. YSK denetiminden geçmiş hiçbir genel kurulun hukuki güvenliği kalmaz. Yıllar sonra açılabilecek davalarla, siyasi partilerin yönetimleri tartışmalı hale gelir. Bu ise yalnızca parti içi düzeni değil, demokratik temsil mekanizmasını da zedeler.
Üstelik burada gözden kaçırılmaması gereken başkaca bir ilke de hukuk güvenliğidir. Bir genel kurul yapılmış, seçim kurulları tarafından denetlenmiş, sonuçlar kesinleşmiş ve parti organları görev yapmaya başlamışsa; artık hukuk düzeninin bu sonucu koruması gerekir. Demokratik sistemler, sürekli geriye dönük müdahalelerle değil, hukuki istikrarla ayakta kalır.
Elbette seçim süreçlerinde usulsüzlük iddiaları olabilir. Ancak bu iddiaların inceleneceği yer ve yöntem de hukuk tarafından belirlenmiştir. Seçim hukukuna ilişkin itiraz mekanizmaları işletilmeden veya işletilip kesinleşmiş süreçler sonradan genel mahkemeler eliyle ortadan kaldırıldığında, ortaya görev çatışması ve yetki karmaşası çıkar.
Bu nedenle, Yüksek Seçim Kurulu denetiminden geçmiş ve kesinleşmiş bir siyasi parti genel kurulunun sonradan adli yargı kararıyla “butlanla” geçersiz sayılması; hem Anayasa’nın seçim yargısına ilişkin sistemi ile hem de hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bu sınavı hukuk yargısının ne şekilde vereceği ileriye yönelik bir izleme sürecindeyiz.

































