Yollar köstebek yuvasına dönmüş…
Deniz desen pislik içinde.
Trafik sinir bozucu değil artık; eziyet.
Gürültü sabaha kadar dinmiyor.
Kaçak inşaatlar tam gaz sürüyor.
Sivrisinekler cam açtırmıyor.
Su kesintileri ayrı dert, elektrik kesintileri ayrı rezalet…
Ve herkes birbirine bakıyoR.
Yarımadanın ana içme suyu hatlarını 2012’de DSİ döşedi.
Bugün sürekli patlayan, Bodrum’u çileye çeviren o boruları değiştirmek için MUSKİ çalışıyor.
Ama gerçek şu:
Bu borular bir gecede, kimseye sorulmadan döşenmedi.
O dönem Bodrum Belediyesi de sürecin içindeydi.
İş bitene kadar kimse çıkıp:
“Bu sistem ileride problem yaratır” demedi.
Tek itiraz Karayolları’ndan geldi:
“Bitez Kavşağı’ndaki borular bu trafik yükünü kaldırmaz.”
Haklı çıktılar.
DSİ de o bölgedeki sistemi değiştirdi.
Demek ki isteYince oluyormuş.
Bugün yaklaşık 2000’e yaklaşan patlakla rezalete dönüşen isale hattını MUSKİ yeniliyor.
Çünkü o dönem MUSKİ diye bir kurum yoktu..
Su ve kanalizasyon hizmetleri doğrudan belediyelerin sorumluluğun daydı.
Yani bugün yapılan iş, yılların ihmalini temizleme operasyonu.
Yeraltına kilometrelerce boru döşemek kolay değil.
Üstelik çalışma sadece bir mahallede değil, Bodrum’un tamamında sürüyor.
Ama koordinasyon olmayınca olan vatandaşa oluyor.
Kazılan yollar günlerce açık kalıyor.
Asfalt yok.
Denetim yok.
Planlama yok.
Başkan ise ortada yok.
Festivalde var.
Fotoğrafta var.
Ama bozuk yolda amortisör bırakan vatandaşın yanında yok.
Çukura düşen her araçta,
trafikte terör estiren hafriyat kamyonlarında,
günlerce akmayan sularda,
gece yarısı kesilen elektrikte,
Bodrumlunun sabrı biraz daha tükeniyor.
Üstelik sadece MUSKİ kazmıyor.
AYDEM de ayrı bir taraftan yolları delik deşik ediyor.
Bodrum artık plansızlığın kitabını yazıyor.
Batı ülkelerinde böyle altyapı çalışmaları takvimle yürür.
Kim nerede kazacak, ne zaman kapatacak bellidir.
Burada ise anlayış şu:
“Saldım çayıra, Mevlam kayıra…”
Bu karmaşadan memnun olanlar da var elbette.
Sanayi esnafı…
Amortisörcüler…
Rot-balansçılar…
Oto yıkamacılar…
Bir de tankerle su satanlar.
Çünkü Bodrum’da artık musluktan su akması bile lüks oldu.
Sivrisinek meselesi ise başlı başına bir skandal.
Yanlış ve yetersiz ilaçlama yüzünden Yarımada istilaya uğramış durumda.
Evlerde cam açılmıyor.
En küçük aralıkta bile ev sivrisinekle doluyor.
Yakında otellerde, restoranlarda, açık alanlarda ciddi şikâyetler başlayacak.
Çünkü görünen köy kılavuz istemez.
Eskiden yüksek sesli müziğin merkezi Gümbet’ti.
Şimdi tüm Bodrum Gümbet’e döndü.
En sakin mahallede bile gece uyumak mümkün değil.
Çünkü denetim yok.
Olan denetim de göstermelik.
“Dostlar alışverişte görsün” misali…
Bir diğer utanç ise denizler.
Bitez-Ortakent hattında sabah denize bakınca köpük, pislik ve atık görmemek artık mucize.
Peki sebep ne?
Atık taşıyan tekneler mi?
Oteller mi?
Sintine boşaltan tekneler mi?
Arıtma sistemleri mi?
İnsanların duyarsızlığı mı?
Yoksa hepsi mi?
Cevap verebilen yok.
Ama herkes sorunun farkında.
Bodrum bugün;
altyapısı çöken,
trafiği kilitlenen,
denizi kirlenen,
gürültüye teslim olmuş,
plansızlığın altında ezilen bir kent haline geldi.
Ve en acısı şu:
Bodrum’u yoran sadece sorunlar değil…
Sahipsizlik duygusu.



































