Muğla’nın geleneksel mimarisinin önemli unsurlarından olan kuzulu kapılar ve bu kapıların üzerinde yer alan tarihi kapı tokmakları, günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bir dönem ev halkına kapıya gelen kişinin kim olduğu hakkında bilgi veren, aynı zamanda dönemin sosyal yaşamından izler taşıyan kapı tokmakları, otomatik kapı zillerinin yaygınlaşmasıyla işlevini büyük ölçüde kaybetti.
Muğla’nın tarihi evlerinde kullanılan kapı tokmaklarının büyük bölümünün el biçiminde olduğu bilinirken, ördek, halka ve daha nadir olarak farklı hayvan figürlerine rastlanıyor. Geçmişte tokmağın kaç kez ve nasıl çalındığının dahi bir anlam taşıdığı aktarılıyor.

“Kim yaptı, kesin olarak bilmiyoruz”
Muğla’daki tarihi kapı tokmaklarının Rum ustalar tarafından yapıldığı yönündeki bilgilerin kesin olmadığını belirten Yüksek Mimar Ertuğrul Aladağ, tokmakların kökenine ilişkin farklı ihtimaller bulunduğunu söyledi.
Aladağ, “Bu evlerin veya bu kapı tokmaklarının Rumlar mı, Ermeniler mi kim yaptığını bilmiyoruz, Türkler mi yaptı kim yaptığını. Ama bildiğimiz bir şey var: Bunlar zamanının kapı zilleri, haber veren” dedi.
Kapı tokmaklarının Ege adalarında da benzer örneklerinin bulunduğunu ifade eden Aladağ, mimarinin gelişimi sırasında bölgedeki karşılıklı etkileşime dikkat çekti.
Aladağ, “El biçimli kapı tokmakları Muğla’da en çok gördüğünüz bu. Adalarda da bu şekilde. Şimdi mimari gelirken bir etkileşimi komple getiriyor buraya” diye konuştu.

“Muğla’da üretilmiş olabilir”
Tarihi tokmakların Muğla’da üretilmiş olabileceğini de dile getiren Aladağ, kentte demircilik geleneğinin güçlü olduğuna işaret etti.
Aladağ, “Bu demir kapı tokmaklarının zamanında Muğla’da üretilmiş olabileceğini de düşünebiliriz. Çünkü Muğla’nın mimarbaşı dediğimiz şahsın damadı demirci. Çok iyi silahlar yapan bir demirci” ifadelerini kullandı.
Kapı tokmaklarının yapımının silah üretimine göre daha kolay olduğunu belirten Aladağ, “Dolayısıyla silah yapan birisinin kapı tokmağı yapmaması mümkün değil. Son derece çok daha kolay bir şey. Kalıbını hazırlıyor, tunçtan oluyor zaten genelde” dedi.
Tokmakların kim tarafından yapıldığı konusunda kesin bir bilgi bulunmadığını vurgulayan Aladağ, “Demirci işini genelde Osmanlı’da Ermeniler yapardı; bir Ermeni bir yerden de gelmiş olabilir, Türk de olabilir. Hiç bilmiyoruz yani o konuda bir bilgimiz yok menşei nerede diye” şeklinde konuştu.

Muğla’nın adalarla bağlantısı tokmaklara da yansımış olabilir
Muğla’nın geçmişte ulaşım açısından deniz ve adalarla güçlü bir bağlantısı olduğunu anlatan Aladağ, bu ilişkinin kapı tokmaklarının kente gelişinde de etkili olmuş olabileceğini söyledi.
Kentteki ticaretin de oldukça gelişmiş olduğunu belirten Aladağ, yakın çevredeki köylerde yoğun zirai üretim yapıldığını, üretilen malların kervanlarla Akyaka Limanı’na taşındığını anlattı.
“Muğla’da hanların çok olmasının sebebi, buradaki ticaretin, yani yakın çevredeki köylerde çok fazla üretim vardı. Zirai üretim” diyen Aladağ, bölgedeki ticaretin büyüklüğünü şu sözlerle anlattı:
“Muğla’nın 100 yıl öncesine kadar bütün ulaşımı ortalama hep deniz. Çünkü Mısır’dan kalkan gemiler bu köşeye uğrar, buradan İstanbul’a geçer; bu şekilde Akdeniz’e buradan gidilir, Ege’ye buradan geçilir adalara. Hep adalarla irtibat vardır.”
Kapı tokmaklarının da bu ulaşım ve ticaret ağları üzerinden Muğla’ya gelmiş olabileceğini belirten Aladağ, “Kapı tokmaklarının da adalar üzerinden bir yerden, belki Mısır’dan geldi, belki İstanbul’dan geldi—ki İstanbul’dan gelme ihtimali çok yüksek çünkü bazı ileri gelenmiş İstanbul memurları veya şahsiyetleri hep Muğla’ya gelip gidiyorlar, çocuklarına burada bir şeyler yapıyorlar” dedi.
“Kapı tokmakları hurdacılar üzerinden kayboldu”
Tarihi kapı tokmaklarının günümüze ulaşamamasında eski kapıların sökülmesinin önemli rol oynadığını belirten Aladağ, bazı tokmakların evlerde hatıra olarak tutulduğunu, bazılarının ise hurdacılar üzerinden kaybolduğunu söyledi.
Aladağ, “Kapı tokmaklarının günümüzde var olma, yaşamını sürdürmesi mümkün olmadı. Çünkü kapılar ruhsatlı veya ruhsatsız ihtiyaçlar nedeniyle söküldü. Sökülünce üzerindeki kapı tokmakları da gitti” ifadelerini kullandı.
Tokmakların bir bölümünün ev sahipleri tarafından hatıra olarak alındığını belirten Aladağ, “Önemli kısmı hurdacılar üzerinden kayboldu gitti, satıldı veya işte söküldü” diye konuştu.
Buna karşın günümüzde tarihi örneklere benzer yeni kapı tokmaklarının üretildiğini aktaran Aladağ, restorasyon çalışmalarında bunların yeniden kullanılabildiğini söyledi.
“Yeni kapı tokmakları yapılıyor, aynıları. Dolayısıyla restore edenler de o kapı tokmaklarından getirtiyorlar, aynısını takıyorlar. Kültürel olarak bunu yapmak isteyenler devam ettiriyorlar yakıştırdığı için” diyen Aladağ, tarihi tokmakların işlevini kaybetmesiyle birlikte kültürel hafızanın da zayıfladığına dikkat çekti.
“Birçok evde bu tokmaklar artık fonksiyonu olmadığı için kullanılmıyor ve bizim hafızamızdan da silinip gidiliyor” diyen Aladağ, “Kapı tokmaklarının şansı, Muğla bacasının kaderi gibi değil. Onlar kültürel olarak kuzulu kapı ile birlikte yok oluyorlar” ifadelerini kullandı.
“Belediye bir atölye kuracak”
Tarihi kuzulu kapıların ve kapı tokmaklarının korunmasının mümkün olduğunu belirten Aladağ, bu konuda yerel yönetimlere önemli görev düştüğünü söyledi.
Aladağ, “Bunlar hiç de zor değil. Kuzulu kapıları, önemli olan şu var: Belediye bunu üstlenecek, başka türlü olmuyor. Belediye diyelim ki bir atölye kuracak” dedi.
Kurulacak atölyelerde usta yetiştirilmesi gerektiğini belirten Aladağ, belediyelerin tarihi evlerin kapılarının özgün biçimde yenilenmesi için vatandaşlara destek verebileceğini ifade etti.
“Şu anda iş bilen insan da yok. Yani atölyede usta yetiştirecek. Bu usta yetiştirdiği ustalarla birlikte maddi durumu, imkanı yerinde olmayanlar veya hiç de önemli değil, anlaşma yapacak” diyen Aladağ, uygulanabilecek sistemi şöyle anlattı:
“Diyecek ki, ben sizin kapınızı, demir kapı yaptırmışlar diyelim ki; ‘Ben sizin kapınızı buraya özgün bir ahşap kapıyla yenilemek istiyorum, bir ücret de istemiyorum bunu’ diyecek. Onun üzerine zaten o el biçimdi tunç kapı tokmağını, takıp kapısını monte edecek.”
“Korumacılık Türkiye’nin başka yerinde yok”
Aladağ, tarihi yapıların yalnızca kapı ve tokmaklardan ibaret olmadığını, Muğla’nın genel kent estetiğinin bir bütün olarak korunması gerektiğini söyledi.
Bu kapsamda beton ve modern yapılaşma yerine kentin geleneksel dokusuna uygun uygulamaların tercih edilmesi gerektiğini belirten Aladağ, “Bunu yaparken betonları sökecek artık. Tekrar eskisi gibi Arnavut kaldırımı yapacak. Yine bunu yapan ustaları yetiştirecek. Ve bunları belli ücret karşılığından çok, bir hizmet olarak yapacak. Yani vatandaşa hizmetten çok, kente hizmet” ifadelerini kullandı.
Muğla’nın koruma anlayışı açısından önemli bir konumda olduğunu savunan Aladağ, kentin geçmişte yapılaşma baskısına rağmen korunduğunu anlattı.
“Muğla’nın ki korumacılık Türkiye’nin başka yerinde yok” diyen Aladağ, geçmişte gündeme gelen imar planlarına ilişkin ise şunları söyledi:
“Bu şehir öyle ki 60’lı yıllarda Ankara’dan bir imar planı geliyor, bütün sit alanını 4, 5, 6 katlı binalarla dolu, geniş geniş yollarla. Belediye başkanlarımız; bunlar ihtilal sırasında bu planı yürürlükten çıkarıp ‘koruma imar planı geldi’ diye bir anlamda halkı kandırıyorlar ki bozulmasın.”
Bu yaklaşım sayesinde Muğla’nın bugün kültürel bir kent olarak varlığını sürdürdüğünü belirten Aladağ, “Biz onların sayesinde bugün kültürel bir kentimiz var” dedi.
Yerel yönetimlerin kent estetiği konusunda daha korumacı bir anlayış benimsemesi gerektiğini vurgulayan Aladağ, geleneksel Muğla evlerinin, kuzulu kapıların, Muğla bacalarının ve Arnavut kaldırımlarının bir bütün olarak ele alınması gerektiğini söyledi.
Muğla’nın tarihi dokusunun korunması için atılacak adımların yalnızca geçmişi korumak anlamına gelmediğini belirten Aladağ, bunun kentin geleceği açısından da önemli olduğunu kaydetti.






























