Avrupa’ya giremedik, kokoreç girdi!
…
Bir zamanlar memleketin ciddi meselelerinden biri buydu:
“Avrupa Birliği’ne girersek kokoreç yasaklanacak!”
Manşetler atıldı.
“Elveda kokoreç” denildi.
Kelle-paçaya bile veda hazırlıkları başladı.
Hatta 2000 yılında Aydın işi Avrupa’ya bırakmadı; İl Hıfzıssıhha Kurulu kokoreci gerçekten yasakladı.
…
Aradan yıllar geçti.
Türkiye hâlâ Avrupa Birliği’ne giremedi.
Kokoreç girdi!
Almanya’da gerekli izinleri alan işletmeler kokoreç satmaya başladı.
…
Yunan komşumuz zaten “kokoretsi”yi bırakmadı.
…
Demek ki Avrupa’nın kokoreçle şahsi bir meselesi yokmuş.
Mesele bağırsak değilmiş; bağırsaktan sofraya kadar olan yolmuş.
Avrupa’nın sorduğu başka:
Hayvan nerede kesildi?
Bağırsak nerede temizlendi?
Nasıl işlendi?
Kaç derecede saklandı?
Nasıl taşındı?
Çiğ ürünle pişmiş ürün birbirine değdi mi?
Tezgâh temiz mi?
Bıçak temiz mi?
Personel hijyen kurallarına uyuyor mu?
…
Biz ise yıllarca başka şeyi tartışmışız:
“Kokoreç yasaklanacak mı?”
Asıl soruyu pek sormamışız:
“Yediğimiz kokoreç güvenli mi?”
İşin mizahı da burada.
Avrupa Birliği’ne kokoreç yüzünden giremediğimizi düşünenler oldu.
Sonunda Avrupa Birliği’ne giremedik ama kokoreç Almanya’ya kadar gitti.
…
Şimdi şişi yeniden Bodrum’a çevirelim.
Çünkü Avrupa’nın kokoreci yasaklayıp yasaklamadığından daha önemli bir soru var:
Bodrum’da gece yarısı önümüze gelen yarım ekmeğin içindeki kokoreç hangi bağırsaktan yapıldı?
Hangi mezbahadan geldi?
Veteriner kontrolünden geçti mi?
Bağırsak nerede temizlendi?
Şiş nerede hazırlandı?
Soğuk zincirde mi geldi?
Yoksa yüzlerce kilometre yolculuktan sonra mı tezgâha çıktı?
Daha önemlisi:
Bodrum’daki kokoreççilerden kaç kez numune alındı?
Çünkü Avrupa’nın kokoreç standardını tartışmak kolay.
Asıl mesele kendi tabağımız.
Yunan kokoretsisini yiyor. Alman kokoreci satıyor.
Biz de yiyelim.
Ama önce birileri şu şişin nereden geldiğini anlatsın.
Çünkü kokoreç millî mesele olabilir…
E. coli’nin milliyeti yok.


























