Anlaşılan o ki Michelin kardeşler Bodrum’u çok sevmiş…
Hem de öyle böyle değil…
Bugün Michelin Rehberi’nde Türkiye’den yer alan restoranların önemli bir bölümü İstanbul, İzmir, Muğla (Bodrum dahil) ve Kapadokya’da bulunuyor.
Bodrum ise kısa sürede rehberin en dikkat çeken gastronomi merkezlerinden biri haline geldi…
Buna kimsenin itirazı olmaz…
İyi restoran ödülünü alır…
Hak eden alkışlanır…
…
Ama benim takıldığım başka bir konu var…
Paris’te olur…
Tokyo’da olur…
San Sebastian’da olur…
Dünyanın gastronomi başkentlerinde aynı cadde üzerinde birkaç Michelin restoranı görmek normaldir…
Ama Bodrum’un Bitez Mahallesi’nde, aynı sokakta birbirine ellişer metre mesafedeki restoranların Michelin seçkisinde yer alması insanın aklına ister istemez bazı sorular getiriyor…
Demek ki dünyanın yeni gastronomi merkezi Bitez olmuş…
Bizim haberimiz yokmuş…
Yanlış anlaşılmasın…
“Olmaz.” demiyorum…
Sadece merak ediyorum…
Michelin müfettişleri o sokağa gelince ne görüyor da biz göremiyoruz?
…
Merak edip gittim…
Mezeleri söyledik…
Arkasından kebap…
Daha mezeye kaşığı vuramadan kebap masaya indi…
“Önce mezeler bitsin, sonra kebabı getir.” dedik…
Ciğer söyledik…
Damak çatlatacak diye bekledik…
Neredeyse diş çatlatacaktı…
Geri gönderdik…
Bu kez gelen kebap ise ikinci kez ateş görmüş gibiydi…
Şimdi ben damağımda kalan lezzeti mi yazayım…
Yoksa kapıdaki Michelin amblemini mi?
…
Bir şeyi daha merak ediyorum…
Bu yıldızları dağıtan müfettişler kim?
Türk mü?..
Fransız mı?..
Japon mu?..
Michelin söylemiyor…
İsimleri de gizli…
Kimlikleri de…
Elbette bunun nedeni tarafsızlığı korumak…
Ama değerlendirmelerin nasıl yapıldığını insanların sorgulaması da son derece doğal…
…
Bir başka merakım daha var…
Kebabın başkenti neresi?
Gaziantep…
Adana…
Urfa…
Hatay…
Yüzyılların ustaları…
Sonra dönüp Bodrum’a bakıyorum…
Yanlış anlaşılmasın…
Bodrum’da iyi kebap yapılmaz demiyorum…
Ama Michelin’in henüz kebap kültürüyle özdeşleşmiş bu şehirlerde değerlendirme yapmamış olması, buna karşılık Bodrum’un bu kadar öne çıkması doğal olarak merak uyandırıyor…
…
Michelin; malzemeye bakıyor…
Tekniğe bakıyor…
Lezzet uyumuna bakıyor…
Tutarlılığa bakıyor…
Buna sözüm yok…
Ama müşterinin de bir Michelin’i var…
Yemek sıcak mı geldi?..
Servis doğru zamanda mı yapıldı?..
Lezzet beklentiyi karşıladı mı?..
Masadan mutlu kalktım mı?..
Çünkü yıldızı Michelin verir…
Ama son notu müşteri verir…
…
Velhasıl…
Michelin’e küs değilim…
Sadece biraz takığım…
Belki benim damak tadım eskide kaldı…
Belki Michelin’in damak tadı geleceğe gitti…
Ama bir restorana ikinci kez gitmek için yıldız yetmez…
Lezzet gerekir…
İyi servis gerekir…
…
Belki bir gün bana da Michelin müfettişliği teklif ederler…
Kimliğimi gizli tutarım…
Hesabımı da kendim öderim…
Ama küçük bir ricam olur…
Mezeyi bitirmeden kebabı getiren restorana önce servis zamanlaması eğitimi…
Ciğeri sinirleriyle servis eden ustaya da “Ciğerin siniri nasıl alınır?” kursu veririm…
Çünkü müşterinin sinirini almadan önce…
Ciğerin sinirini almak gerekir!..
Ondan sonra yıldızı konuşuruz.































