Bizi yönetenlerle milletin çoğunluğunun gözlükleri çok farklı.
Yönetim iyi, güzel ve güçlü bir Türkiye görüp, bu gördüğü Türkiye’yi anlatıyor devamlı. Milletin çoğunluğu ise tam zıddı bir Türkiye’yi yaşıyor, seyrediyor ekranlarda. Elimizi vicdanlarımıza koyup bir düşünelim. Yaşadığımız yönetime nasıl, iyi ve güzel diyebiliriz ki? Her gün bir sürprize uyandığımız, her gün hayrete ve dehşete kapıldığımız, her gün yasaların açıkça çiğnendiği ve akla esenin kolayca yapıldığı bir ülkede huzur ve güvene hasret yaşamıyor muyuz? Nüfusun bir eli yağda bir eli balda yaşayan yüzde 10’luk bölümü hariç, gerisi çok zor şartlarda ve çok zor geçiniyor. Sokaklar öfke yüklü, enflasyon ve pahalılık halkın belini iyice bükmüş. Sanayici, çiftçi, esnafın imdat çığlıklarını duyan yok.
Dış borcumuz 540 milyar dolara yaklaşmış. Bunun faizine yılda 3 trilyon liraya yakın bir ödeme yapıyoruz. İçerde 8 aylık bütçe açığımız 1,3 trilyona dayanmış. Kamu personelinin giderleri geçen yıla oranla yüzde 42 artmış. Devlette israf önlenemiyor, aksine giderek artıyor. Enflasyon bir türlü dizginlenemiyor. Serbest soygun ekonomisine dönen serbest piyasa ekonomisi kontrol edilemiyor. Şu acıklı ve düzelmesi için doğru dürüst bir önlem almadığımız duruma bir bakın. Bunların onda biri başka ülkede olsa, o ülkede ne hükümetler nede bakanlar ayakta kalır. Hele Maliye bakanları sokağa bile çıkamaz. Ama bizde öyle değil işte.
Sermaye piyasası allak bullak. Borsadaki tezgahlar yeni farkedildi.850 milyar liralık bir kriz ve bunun 550 binden fazla mağduru. Yönetim şimdi pirincin taşını ayıklamaya uğraşıyor. Bir avuç uyanık, tasarrufunu değerlendirmek isteyenleri göz göre göre perişan ediyor da, uzun süre kimsenin kılı kıpırdamıyor. İçerde sorunlar yumağı ile boğuşurken, dışardaki tehdit ve tehlikeler de milleti ürkütüyor, rencide ediyor. Yunanistan’la İsrail el ele vermişler, atıp tutuyorlar bize. Ortak tatbikatlar yapıyorlar, karasularını 12 mile çıkarabilmenin provasına çalışıyorlar. Biri de çıkıp, (kendinize gelin, oturun oturduğunuz yerde. Bizim şakamız yoktur. Sonu fena olur ) demiyor, diyemiyor. Neden…?Hani bir gece aniden geliverirdik.
Kabul etmeliyiz ki çok kötü yönetiliyoruz. Demokrasimiz askıda, Parlamentomuz gereği gibi çalışmıyor, muhalefet kendi derdine düşmüş, bademcikleri alınan basınımız güya (Anayasa teminatı) altındaki görevini yapamıyor, yazamıyor, çizemiyor. Yönetime doğru dürüst hesap sorabilen yok. Ağzını açanı ters kelepçeleyip, doğru zindana tıkıyorlar. Herkes korkuyor, yüksek sesle değil, fısıltıyla anlatmaya çalışıyor millet derdini. Zaten sorunlar ve sıkıntılar artıp yoğunlaşınca, yönetim hemen gündemi değiştirmiyor mu? Bunca problemimiz varken, aylardır (Terörsüz Türkiye)yi, onbinlerce kişinin kaatili terörist Öcalan’a statüyü, İmralı’da yapılan villayı konuşuyoruz.
Yetmedi, şimdi de AKP Genel Başkanını nasıl tekrar Cumhurbaşkanı seçtiririzin tartışmalarına atlıyoruz balıklama. Anayasaya göre mümkün değil bu. Ama Türkiye mümkün olanın değil, mümkün olmayanın kolayca yapıldığı bir ülke haline gelmedi mi? Bunun da bir yolunu bulurlar elbette. Bu sorumsuz yöneticiler ve politikacıların elinde yazık oluyor güzel Türkiye’me. Çakma ve yapma değil, gerçek bir birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. Kişisel menfaatlerin değil, milli menfaatlerin peşinde koşmamız gereken çok ciddi ve tehlikeli bir dönemden geçiyoruz. Bakın biz (terörsüz Türkiye)diye uğraşırken, DEM partililer bunun için olmadık şeyler istiyorlar, büyük tavizler vermemizi bekliyorlar.
Kandil’deki terörist artıkları, Öcalan’ı serbest bırakmazsak savaşı hemen ve tekrar başlatmakla tehdit ediyorlar bizi.Yine DEM’lilerden biri, Ata’mızın (Ne mutlu Türk’üm diyene-Türk öğün çalış güven ve Her şey vatan için)sözlerini yazılı olduğu yerlerden kaldırmamızı istemez mi? Görüyorsunuz elimizi verdik, kolumuzu istemeye başladılar. Bunların istekleri bitmez. İyi niyetle yola çıktığımız (terörsüz Türkiye)projesini nasıl sulandırmaya başladılar işte. Hoş bizim yönetim de buna çanak tutmuyor değil. Öcalan’a komisyon başkanlığı vermeyi bile düşünüyor. Bu konu çok kritik ve hassas bir konu. Öyle çıplak elle yanan sobaya sarılmamalıyız. Ayrıca sokaklara da bir kulak vermemizde fayda var. İyiniyetler iyi niyetle kucaklaşırsa, bunun bir karşılığı olur. Değilse havanda su dövmeye devam ederiz.
Yönetimin yoğun yanlışları, doğru giden ve iyi yapılan işleri de sıfırlıyor. Yönetimin çevresindeki eyyamcılar ve yağcılar, yanlıştaki artışa ve başarıdaki büyük düşüşe sebep oluyorlar. Bunu görmemek için kör olmak lazım. Onun için gözlükten ve gözlük farkından bahsediyorum. Yönetim milletin gözlüğünden bir seyretse Türkiye’yi var ya, çok yanlışını düzeltebilir, geri dönebilir belki. Gerçekten bir erken seçim bile isteyebilir. Sokaklar erken seçim diye çınlıyor çünkü…



























