Bir çocuğun ilk öğretmeni okul değildir.
İlk öğretmeni ailesidir.
İlk sınıfı ise yemek masasıdır.
Çünkü çocuk konuşmayı, dinlemeyi, söz almayı, paylaşmayı, teşekkür etmeyi ve karşısındaki insanın gözlerinin içine bakmayı ilk kez o sofrada öğrenir.
Bu nedenle çocuk psikologları ve pedagoglar, ailece yenilen yemekleri yalnızca beslenme saati olarak değil, çocuğun sosyal ve duygusal gelişiminin en önemli eğitim ortamlarından biri olarak görüyor.
…
Türkiye’de çocuk gelişimi denildiğinde ilk akla gelen isimlerden Prof. Dr. Haluk Yavuzer, çocukların en büyük ihtiyacının pahalı oyuncaklar değil, anne ve babalarıyla geçirdikleri nitelikli zaman olduğunu yıllarca vurguladı. Çünkü çocuk, kendisine ayrılan zamanı “Bana değer veriliyor.” duygusuyla hatırlar. Bazen birlikte yenilen bir akşam yemeği, en pahalı hediyeden çok daha değerlidir.
…
İletişim uzmanı Prof. Dr. Üstün Dökmen ise sağlıklı iletişimin yalnız konuşmak olmadığını, karşımızdaki insana “Seni görüyorum, seni dinliyorum ve sana değer veriyorum.” duygusunu hissettirebilmek olduğunu anlatır.
…
Bir çocuk için bunun ilk adresi yine aile sofrasıdır.
“Bugün okul nasıl geçti?”
“Bugün seni en çok ne mutlu etti?”
“Canını sıkan bir şey oldu mu?”
Belki çok sıradan görünen bu sorular, çocuğun yalnız konuşmasını sağlamaz; kendini ifade etmesini, duygularını tanımasını ve ailesine güven duymasını da sağlar.
…
Çocuk ve ergen psikiyatristi Prof. Dr. Bengi Semerci, dijital çağda ekranların hayatın doğal bir parçası olduğunu, ancak aile içi iletişimin yerini almaması gerektiğini sık sık vurguluyor. Çünkü çocuk yalnız bilgiye değil, ilgiye de ihtiyaç duyar.
…
Ekranlar bilgi verebilir…
Ama duygu aktaramaz.
Video gösterebilir…
Ama göz teması kuramaz.
Bilgi sunabilir…
Ama bir çocuğun “Beni dinliyorlar.” duygusunun yerini tutamaz.
…
Belki de bugün birçok evde eksilen şey zaman değil…
Sohbet.
Çünkü aynı evde yaşayan insanlar birbirlerini her zamankinden daha çok görüyor…
Ama belki de hiç olmadığı kadar az dinliyor.
Aynı sofraya oturuyorlar…
Ama aynı günü paylaşamıyorlar.
…
Sorun telefon değil.
Tablet de değil.
Sorun, telefon ve tabletlerin aile içindeki sohbetin yerini almaya başlaması.
Bir sofrada…
“Bugün günün nasıl geçti?” sorusunun unutulması…
Bir çocuğun anlattığı küçük bir hikâyenin yarıda kalması…
Bir kahkahanın eksilmesi…
Bir “teşekkür ederim” sözünün duyulmaması…
İşte asıl kayıp burada başlıyor.
…
Belki de bu akşam küçük bir deneme yapalım.
Telefonları yarım saatliğine masadan kaldıralım.
Televizyonu kapatalım.
Ve çocuklarımıza yalnız bir soru soralım.
“Bugün seni en çok ne mutlu etti?”
Belki de o cevap…
Uzun zamandır kuramadığımız en değerli aile sohbetinin başlangıcı olacaktır.
…
Çocuklar yalnız yemekle büyümez.
Sohbetle büyür.
Sevgiyle büyür.
Ve kendisini gerçekten dinleyen insanlarla büyür































