Sıcaklar arttı, okullar tatil oldu.
E hadi denize…
Ne mümkün!
….
Bodrum’da kilometrelerce kıyı var ama halkın havlusunu serecek yer bulması giderek zorlaşıyor.
Kıyılar şezlonglarla, teknelerle, iskelelerle kapatılıyor.
Bulduğun boş sahilin hali de ayrı mesele.
İzmaritler, plastikler, yiyecek artıkları…
Bazı koylarda çöpler, köpükler, kirlilik görüntüleri…
Kıyıya ulaşsan başka dert, denize girsen başka dert!
Kaymakam, Belediye Başkanı, milletvekilleri, siyasi parti temsilcileri görüyor.
Herkes görüyor.
Sonuç?
İşgalciler kazanıyor, halk kaybediyor!
….
En son Gümüşlük’te vatandaşlar “Kıyılar Halkındır” diyerek sahile çıktı.
“Sezon başladı, işgaller hortladı. Yasayı uygulayın” dediler.
Anayasa var, Kıyı Kanunu var, yetkili var.
Bir tek uygulama yok!
Üstelik halkın kıyısını işgal ettiği ileri sürülen bazı işletmeler eylem yapan vatandaşlara tepki gösterdi.
“Eylemi bizim önümüzde yapmayın.”
Manzara bozuluyor herhalde!
İşgal serbest, itiraz etmek yasak!
Gümüşlük Forumu üyeleri 2024 yılında 18 ayrı kıyıda eylem yaptıklarını, yetkililerle görüştüklerini söylüyor.
Herkes hak verdi, söz verdi.
Sonuç yine aynı.
Demek ki sorun yasa eksikliği değil, yasayı uygulayacak irade eksikliği!
….
Ortakent’teki Çapa Tatil Köyü yıllardır tartışılan örneklerden biri.
Vatandaş şikâyet ediyor, yetkililer biliyor.
Peki kim müdahale ediyor?
Kimse!
Çapa Tatil Köyü’ne gelince devletin eli kolu neden bağlanıyor?
Bodrum halkı da bunu merak ediyor.
….
Hafta sonu denize girmek isteyen vatandaş Yalıçiftlik’e, Gerenkuyu’ya gidiyor.
Çadırlar, mangallar, masalar, arabalar…
İnsanlar neredeyse denizin dibine kadar yerleşmiş.
Bu kez sahili işletmeler değil, halk işgal ediyor.
Akşam geride çöpler, izmaritler, mangal artıkları kalıyor.
Düzen yok, denetim yok, temizlik yetersiz.
Kıyıların halkın olması, herkesin istediği yere çadır kurup arkasında çöp bırakması demek değil.
Herkesin eşit, ücretsiz ve temiz biçimde denize ulaşabilmesi demek.
….
Bitez’i unutmayalım.
Belediye, halkın denize gireceği sahili korumak yerine yeni tekne bağlama yerleri oluşturdu.
Tekneler çoğaldı, halkın alanı küçüldü.
Sonuç?
Plaj bitti!
….
Diyelim ki şanslısın…
Kumda bir havluluk yer kaptın.
E hadi denize gir!
Jet skilerden, sürat botlarından, zenginlerin deniz oyuncaklarından yer bulabilirsen yüz.
Tam kulaç atıyorsun…
Bir motor sesi!
Can havliyle kıyıya yüzüyorsun.
Sürat motorundaki adam bağırıyor:
“Dondurma var… Kaymak dondurma!”
Boğulmana/ezilmene ramak kalan tekne dondurmacı!
…..
Önce kıyıda yer bulacaksın.
Sonra denizde.
Sonra temiz su.
Sağ salim kıyıya çıkabilirsen…
İyi tatiller!
….
Türkbükü, Gündoğan ve Yalıkavak ise ayrı bir parantez.
Buralarda paran varsa deniz var.
Yoksa yok!
Para deyince üç beş liradan söz etmiyoruz.
Devlet başkanlarının, milyonerlerin, milyarderlerin ve sosyetenin kullandığı koylarda bırakın denize girmeyi, kıyıya yaklaşmak bile mesele.
Bazen can güvenliği meselesi!
Birkaç yıl önce yüksek ücretlerle girilen bir plajdan çıkan sürat teknesinin, içinde gazetecilerin bulunduğu bir motora çarptığı olay hâlâ unutulmadı.
Üç gazeteci denize atlayarak kurtuldu, motoru kullanan kişi ağır yaralandı.
Olay kadar sonrasında yaşanan sessizlik de dikkat çekiciydi.
Gazetecilerin çalıştığı gazetelerin kazaya yeterince yer vermediği iddiası soru işaretleri yarattı.
Yoksa bazı koyların görünmez sınırları denizde başlayıp haber merkezlerine kadar mı uzanıyordu?
Ya da haber merkezlerinin patronları mı M.K.’ye havlu atmıştı?
Bilmiyoruz.
Ama sormak hakkımız.
Çünkü bazı kıyılarda mesele denize girebilmek değil; kıyıya yaklaşabilmek, denizde sağ kalabilmek ve gördüğünü yazabilmek!
….
Liste bitmiyor.
Gürece’de Bank-Sen Evleri, Kale Konut çevresi, Kumbahçe…
Ve Akyarlar’da koyun doğal yapısını bozduğu eleştirilerinin odağındaki Antheaven Sitesi…
Denize dökülen betonlar, dolgu iddiaları, iskeleler ve kıyı yapılaşmaları yıllardır tartışılıyor.
Hukuki ve idari işlemler başlatılıyor.
Ama nedense tamamlanamıyor!
Bir iskele yıkılıyor, bir yapı mühürleniyor, tutanak tutuluyor.
Aylar, yıllar geçiyor…
Kıyının doğal hali geri gelmiyor.
Bu betonlar dökülürken devlet neredeydi?
İskeleler yapılırken belediye neredeydi?
Her şey bittikten sonra tutanak tutmak kolay.
Mesele koyları beton dökülmeden, doğa tahrip edilmeden koruyabilmek.
Çünkü yıkılan bir iskele yeniden yapılabilir.
Ama yok edilen bir koyu eski haline getirmek kolay değil!
….
Sahi, Belediye Başkanı nerede denize giriyor?
Her fırsatta kameraların karşısında gördüğümüz, orman yangınında alevleri ayağıyla söndürmeye çalışırken poz veren Başkan’a neden bir halk plajında rastlamıyoruz?
Bir havlu, bir şemsiye…
Gerenkuyu’da çadırların arasında…
Bitez’de teknelerin kıyısında…
Gümüşlük’te şezlongların arkasında…
Hiç gören var mı?
Belki denize girmiyor..
Belki özel bir plajı tercih ediyor.
Belki de teknesi var!
Ne de olsa varlıklı bir aileden geldiği söyleniyor.
Biz bilemeyiz.
Bir gün Başkan’ı halk plajında görürsek yanına gider, sorarız:
“Başkanım, havlunuzu nereye serdiniz?”
Yer bulabildi ise tabii!
….
Bir de belediyelerin kıyılardaki işletmelerden aldığı kullanım bedelleri var.
Batsın o kullanım bedeli!
Zaten batık durumdasınız.
Bir kere de halkı düşünerek zarar edin!
Üç kuruş gelir uğruna Bodrumluyu denizden uzaklaştırmayın.
Adı üstünde:
Halkçı belediye!
Halk nerede?
Şezlongların arkasında.
Deniz nerede?
İşletmelerin, teknelerin ve çöplerin arasında.
Hadi canım sen de!
….
Asıl mesele birkaç işletme, birkaç site ya da kaçak iskele değil.
Asıl mesele yönetim anlayışı.
İşletmeler kıyıları kapatıyor, siteler kullanım alanlarını genişletiyor, tekneler plajları daraltıyor, halka bırakılan sahiller kirliliğe terk ediliyor.
Devlet tutanak tutuyor.
Belediye açıklama yapıyor.
Siyasetçi “Kıyılar halkındır” diyor.
Halk ise önce denize girecek yer, sonra temiz sahil, sonra temiz deniz arıyor!
Bir sabah bakıyorsunuz:
Deniz hâlâ orada.
Ama kıyı artık yok!
Herkes kazanıyor.
İşletmeler para, tekne sahipleri bağlama yeri, siteler kullanım alanı, belediyeler gelir kazanıyor.
Bir tek halk kaybediyor.
Sonra da utanmadan tabelaya yazıyoruz:
“Kıyılar Halkındır.”
Hadi canım sen de!































