Kos’ta iki büyük ziyaret noktası var.
Biri Hipokrat Ağacı…
Diğeri Free Shop…
Hangisinin önünde daha uzun kuyruk var derseniz…
Cevabı belli.
…..
Bazıları Kos’a deniz için geliyor.
Bazıları tarih için…
Bazıları tavernalar için…
Ama öyle bir grup var ki…
Feribota binerken aklında tek bir liste bulunuyor.
Viski…
Uzo…
Cin…
Sigara…
Ve dönüşte bavula kaç şişe daha sığdırılabileceğinin matematiği…
Sanki ertesi sabah dünyada içki ve sigara üretimi tamamen duracak.
Kos Free Shop’un önüne gelince insanın aklına “Black Friday” geliyor.
Sepetler doluyor.
Poşetler büyüyor.
Kasaların önündeki kuyruk uzuyor.
Bir tarafta şişe sayanlar…
Diğer tarafta karton hesaplayanlar…
Arada kalanlar ise bavulunun fermuarını kapatmaya çalışıyor.
Birisi arkadaşına sesleniyor:
“Bir karton da bana al…”
Öteki cevap veriyor:
“Yer kalmadı…”
Üçüncü kişi bavulun üzerine oturmuş, fermuar kapatmaya çalışıyor.
Hipokrat yaşasa, herhâlde önce bunlara sakinleştirici reçetesi yazardı.
…..
İşin ilginç yanı, bazılarının adayı neredeyse hiç gezmeden dönüş hazırlığına başlıyor olması.
Hipokrat Ağacı’nı görmemiş…
Kos Kalesi’ne çıkmamış…
Limanın arka sokaklarını dolaşmamış…
Tigaki’nin denizine girmemiş…
Marmari’nin kumuna basmamış…
Ama Free Shop’un hangi rafında hangi içkinin durduğunu ezbere biliyor.
….
Bir de dönüş çilesi var.
Feribot saat 16.30’da kalkacak.
Ama en az bir buçuk, hatta iki saat önce limanda olmak gerekiyor.
Yani tatilin son iki saati…
Güneş altında kuyruk.
Pasaport…
Gümrük…
Bekleyiş…
Bir elinde pasaport…
Omzunda sırt çantası…
Ayak dibinde bavul…
Sanki “Göç” filminden bir sahne.
Polis kalabalığı sıraya sokmak için sürekli düdük çalıyor.
Sonra feribot yanaşıyor.
Herkes aynı anda hareket ediyor.
Sanki son feribot kalkıyor.
Oysa yarın sabah yine var.
….
Bodrum’a varınca yeni bir kaos başlıyor.
Bavullar açılıyor.
İlk soru:
“Kaç şişe aldın?”
İkinci soru:
“Sigara kaça geldi?”
Kimse birbirine…
“Deniz nasıldı?”
diye sormuyor.
“Taverna nasılmış?”
diye merak etmiyor.
Hipokrat Ağacı’nı gören bile az.
Ama duty free fiyatlarını ezbere bilen çok.
Elbette alışveriş de tatilin bir parçası.
Kimse buna itiraz edemez.
Ama bazen insan düşünüyor…
Acaba bazıları Kos’a tatil yapmaya mı gidiyor…
Yoksa Duty Free’ye uğramak için mi feribota biniyor?
…
En komik manzara dönüşte yaşanıyor.
Bir köşede peynir…
Diğer köşede salam…
Öbür tarafta sucuk benzeri şarküteri ürünleri…
Şişeler gazeteye sarılmış.
Havlu ile kamuflaj yapılmış.
Valizde yer açılsın diye tişörtler çıkarılmış.
Sanki kaçak sanat eseri taşınıyor.
Sonra herkes aynı cümleyi kuruyor:
“Bir dahaki gelişte daha büyük bavulla geleceğim.”
İşte o an anlıyorsunuz…
Kos’un en fazla heyecan yaratan yeri ise kesinlikle Free Shop.
….
Kos’tan dönerken bavul ağır olabilir.
Ama keşke en ağır olan şey…
İçindeki şişeler değil…
Biriktirdiğiniz anılar olsa.
Çünkü içki biter.
Sigara tükenir.
Peynir yenir.
Salam dilimlenir.
Ama güzel bir gün batımı…
Arka sokakta yenilen taze bir balık…
Bisikletle geçen bir çocuğun zili…
Ve denizin sadece deniz olarak kaldığı bir plaj…
İşte onlar yıllarca hafızada kalır.
Yine de şunu kabul edelim…
Kos’tan dönen bazı bavulların içinde anıdan çok şişe olduğu da bir gerçek…































