İnsan gerçekten merak ediyor: Bodrum Belediyesi çiçeklerle küsmüş olabilir mi?
Çünkü ortada çok ilginç bir tablo var. Belediyenin park ve bahçeler müdürlüğü var, ekipler var, araçlar var, yüzlerce çalışan var… Ama Bodrum’un birçok noktasına bakınca insan kendini sanki temmuz sıcağında unutulmuş bir saksı gibi hissediyor.
Parklar sararmış, refüjler kurumuş, çiçekler ortadan kaybolmuş. Bazı yerlerde yabani otlar o kadar özgüvenli büyümüş ki artık belediyeden maaş alıyor sanırsın. Begonviller “biz bu şehrin simgesiydik” diye dert anlatsa haklı çıkacak durumdayız.
Üstelik burası Bodrum. Yani Türkiye’nin en pahalı tatil destinasyonlarından biri. İnsan Dubai istemiyor, Singapur istemiyor… Bari iki sardunya, biraz lavanta, üç tane canlı palmiye görelim diyor.
En ilginç tarafı da şu: Bodrum’un iklimi aslında çiçek ve peyzaj için büyük avantaj. Bu coğrafyada begonvil neredeyse yanlışlıkla bile yetişiyor. Ama belediyenin eline düşünce bazı çiçekler kariyerine küskün şekilde veda ediyor gibi görünüyor.
Tabii hemen klasik açıklama geliyor: “Su sorunu var.” Elbette var. Ama modern belediyecilikte damlama sulama diye bir şey var, kuraklığa dayanıklı bitkiler var, peyzaj planlaması var. Dünyanın daha sıcak şehirlerinde insanlar çölün ortasında yeşillik yapıyor, biz Bodrum’da refüjde iki çiçeği yaşatamıyoruz.
Vatandaşın kafası da doğal olarak karışıyor: Bu kadar personel, bu kadar bütçe, bu kadar ekip varsa neden sonuç hâlâ “kurumuş ot estetiği”?
Çünkü belediyecilik biraz da detay işidir. İnsanlar sadece asfalt görmek istemiyor. Şehir yaşasın istiyor. Çocuk parkına gidince çiçek görsün, sahilde yürürken renk görsün, Bodrum’a gelince Akdeniz ruhunu hissetsin istiyor.
Şu an ise bazı bölgelerde manzara öyle bir hâlde ki insan “acaba belediye peyzaj işini yapay zekâya mı bıraktı?” diye düşünmeden edemiyor.
Oysa Bodrum betonun değil, begonvilin markası olmalı. İnsanlar bu kente kurumuş çim görmek için değil; çiçekli sokakları, canlı parkları ve o meşhur Bodrum ruhunu yaşamak için geliyor.

































