Yedinci ve Son Bölüm
Yedi gündür…
Yanan ormanları konuştuk.
Yanlışları konuştuk.
İhmalleri konuştuk.
Çözüm önerilerini konuştuk.
Şimdi ise en önemli soruya geldik.
Bundan sonra ne yapacağız?
…
Belki de en büyük mücadele…
Yangın başladığında değil…
Çocuklukta başlar.
Eskiden okullarda Tabiat Bilgisi dersleri vardı.
Çocuklar ağacı tanırdı.
Toprağı tanırdı.
Kuşları tanırdı.
Doğayı severek büyürdü.
…
Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan Köy Enstitüleri ise bunun en güzel örneklerinden biriydi.
Çocuklar doğayı yalnız kitaplardan öğrenmiyordu.
Toprağa dokunuyordu…
Sebze yetiştiriyordu…
Fidan dikiyordu…
Bahçelerde üretim yapıyordu.
Doğayla iç içe yaşıyor…
Toprağın değerini…
Suyun kıymetini…
Ağacın önemini yaşayarak öğreniyordu.
Belki de bu yüzden…
Orman onlar için yalnız odun değildi.
Toprak yalnız arazi değildi.
Doğa…
Hayatın ta kendisiydi.

…
Bugün yeniden aynı anlayışa ihtiyacımız var.
Doğa sevgisi…
Anaokulundan başlamalıdır.
Çocuklar yalnız kitaplardan değil…
Toprağa basarak…
Fidan dikerek…
Ormanda yürüyerek…
Üreterek öğrenmelidir.
Çünkü doğayı tanıyan çocuk…
Onu sever.
Seven insan ise…
Korur.
…
Bu görev yalnız Milli Eğitim Bakanlığı’nın değildir.
Orman Genel Müdürlüğü’nün…
Belediyelerin…
Üniversitelerin…
Sivil toplum kuruluşlarının…
Ve ailelerin de görevidir.
Her okulun küçük de olsa bir doğa bahçesi olmalıdır.
Her öğrencinin diktiği bir fidan bulunmalıdır.
Her ilçede çocuklara yönelik doğa ve orman eğitimleri düzenlenmelidir.
…
Ama yalnız çocuklar değil…
Biz büyükler de değişmeliyiz.
Orman kenarında yaşayan herkes…
Yangını yalnız devletin değil…
Kendi sorumluluğu olarak da görmelidir.
Bir izmarit…
Yakılan bir anız…
Temizlenmeyen kuru otlar…
Bakımı yapılmayan enerji hatları…
Ve “Bana bir şey olmaz.” anlayışı…
Felaketlerin en büyük nedenidir.
…
Bu yedi yazı boyunca anlatmaya çalıştığımız gerçek şuydu.
Orman yangınları yalnız uçak meselesi değildir.
Yalnız helikopter meselesi değildir.
Yalnız bütçe meselesi değildir.
Bir eğitim meselesidir.
Bir yönetim meselesidir.
Bir koordinasyon meselesidir.
Ve hepsinden önemlisi…
Bir vicdan meselesidir.
…
Bugün diktiğimiz bir fidanın gölgesinde belki biz oturamayacağız.
Ama çocuklarımız oturacak.
Bugün koruduğumuz bir ormanda belki biz yürüyemeyeceğiz.
Ama torunlarımız yürüyecek.
Onlara bırakacağımız en büyük miras…
Bir banka hesabı değil…
Bir tapu değil…
Yeşil bir Türkiye olacaktır.
…
Ve son söz…
Güneşi engelleyemeyiz.
Rüzgârın yönünü değiştiremeyiz.
Yağmuru istediğimiz zaman yağdıramayız.
Ama…
İhmali değiştirebiliriz.
Kuralları değiştirebiliriz.
Alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz.
Hazır olmayı öğrenebiliriz.
Çocuklarımızı doğayla yeniden buluşturabiliriz.
Ve en önemlisi…
Yangınların kaderini değiştirebiliriz.
Çünkü…
Yangınlar kader değildir.
Kader olan…
Aynı ihmalleri tekrar etmektir.
…
Bir ülkenin gerçek zenginliği…
Koruyabildiği ormanlardır.































