Türkiye’de taşınmaz mülkiyeti, bireylerin hayatındaki en büyük ekonomik değerlerden birini oluşturur. İnsanlar yıllarca birikim yaparak bir ev ya da arsa sahibi olur. Böylesine önemli bir ekonomik değerin devrine ilişkin işlemlerin, güçlü bir hukuki güvenlik mekanizması içinde yapılması ise, beklenen bir durum iken, bizde çok önemli yatırımlar vatandaşın kendi hukuki bilgisine bırakılır. Halbuki bu işlemlerin hukukçular eliyle yapılması kısıtlı hukuk bilgisine sahip olan vatandaşın en basitinden dolandırıcılık tehlikesinden korunmasına neden olur. Koruyucu avukatlık, sorun çıkmadan ve maliyet artmadan etkili olmaktadır.
Bugün Türkiye’de tapu devirleri ve birçok tapu işlemi vatandaşların doğrudan başvurusu ile gerçekleştirilebilmektedir. Ancak uygulamada ortaya çıkan çok sayıda ihtilaf, dolandırıcılık vakası ve tapu iptal davaları, bu sistemin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Gündeme gelen yeni mevzuat önerisi, tapu devirleri ve benzeri hukuki sonuç doğuran işlemlerin avukatlar aracılığıyla yapılmasını öngörmektedir. Bazı çevreler bu düzenlemeyi gereksiz bir prosedür gibi değerlendirse de gerçekte bu yaklaşım, mülkiyet hakkını ve aslında vatandaşın yatırımını, bir çeşit milli serveti korumayı amaçlayan önemli bir hukuki güvenlik mekanizmasıdır.
Tapu müdürlükleri, işlemlerin idari ve teknik kısmını yerine getirir. Ancak tarafların iradelerinin doğru şekilde sözleşmeye yansıtılması, hukuki risklerin değerlendirilmesi ve işlemin doğuracağı sonuçların taraflara açıklanması hukuki uzmanlık gerektirir. İşte bu noktada avukatların sürece dahil edilmesi, yalnızca bireylerin değil, sistemin bütününün güvenliğini artıracak bir önlemken bunca yıl bu durum atlanmıştır.
Bugün mahkemelerde görülen çok sayıda tapu iptali ve tescil davası, işlemler öncesinde yeterli hukuki danışmanlık alınamamasından kaynaklanmaktadır. Oysa avukatların sürece dahil olması, uyuşmazlıkların ortaya çıkmadan önce önlenmesini sağlayabilir. Bu durum hem vatandaşların haklarını korur hem de yargı sisteminin üzerindeki yükü azaltır. Burada koruyucu tıp gibi koruyucu avukatlık hizmetinden faydalanılmalıdır.
Nitekim Avrupa’nın pek çok ülkesinde taşınmaz işlemleri hukuk profesyonellerinin denetimi altında yapılmaktadır. Almanya’da taşınmaz satış sözleşmeleri noter tarafından düzenlenmeden geçerlilik kazanmaz. İspanya, Hollanda ve Belçika gibi ülkelerde de taşınmaz işlemleri noterler veya hukukçuların denetiminde gerçekleştirilir.
Bu sistemlerin ortak amacı vatandaşın işlem yapmasını zorlaştırmak değil, tam tersine onu korumaktır. Çünkü taşınmaz mülkiyetinin devri, bireylerin hayatındaki en büyük ekonomik işlemlerden biridir ve bu işlemin hatasız şekilde yapılması büyük önem taşır.
Türkiye’de tapu işlemlerinin avukatlar aracılığıyla yapılmasına yönelik düzenleme de, aslında bu uluslararası tecrübelerle uyumlu bir adımdır. Koruyucu avukatlık sistemi, mülkiyet işlemlerinde güveni artıracak, hukuki ihtilafları azaltacak ve vatandaşların haklarının daha güçlü şekilde korunmasına katkı sağlayacaktır.
Hukukun temel amacı, sorunlar ortaya çıktıktan sonra çözmek değil; mümkünse sorunların hiç doğmamasını sağlamak yani koruyucu avukatlık hizmeti ile sorunları ve maliyeti azaltmaktır.






























