Ev, çocuklar için dünyaya hazırlandıkları ilk okuldur.. Anne ve baba ise bu okulun ilk öğretmenleri. Ancak bazı evlerde ders programı biraz farklı işler. Matematik yerine “Kim Haklı?”, fen bilgisi yerine “Kapıyı Kim Çarptı?” ve beden eğitimi yerine “Odaya Kapanma Yarışları” programın temelidir. Hal böyle olunca bu ortamlarda büyüyen çocuklar, istemeden de olsa kavganın ve çatışmanın aynada yansıyan yüzleri olurlar.
Çocuklar , ebeveynlerinin verdikleri öğütlerden ve yönergelerden çok Onlardan gördüklerini, duyduklarını ve yaşadıklarını öğrenirler.
Anne ve babanın sürekli tartıştığı bir evde büyüyen çocuk, iletişim kurmanın yolunun yine tartoşmak ve bağırmak olduğunu düşünebilir.
Hatta bazı çocuklar, anne ve babalarının her tartışmasında kendilerini gizli suçlu ilan edebilirler. Oysa dünyanın bütün kavunları aynı anda yere düşse bile bunun sorumlusu çocuk değildir.
Ünlü fizikçi Albert Einstein’ın şu sözü ebeveynler için önemli bir hatırlatmadır:
“Örnek olmak, insanları etkilemenin en önemli yolu değildir; tek yoludur.”
Gerçekten de çocuklar öğütleri değil, davranışları kopyalarlar. Anne babasının sakin kaldığını gören çocuk sakinliği, birbirini dinlediğini gören çocuk dinlemeyi öğrenir.
Sürekli kavganın yaşandığı evlerde çocuklarda kaygı, özgüven eksikliği ve iletişim sorunları daha sık görülebilir. Çünkü çocuk zihni, anne babasının tartışmalarını bir televizyon dizisi gibi izlemez;
o tartışmaların tam ortasında yaşar. Üstelik kumandayı değiştirme şansı da yoktur.
Psikoloji alanının öncülerinden Carl Rogers şöyle der:
“İnsanlar kabul gördüklerinde gelişirler.”
Çocukların sağlıklı gelişimi için güvenli bir duygusal ortam şarttır. Bu güven, yalnızca maddi ihtiyaçların karşılanmasıyla değil, evdeki huzur ve saygı ortamıyla oluşur.
Elbette hiçbir aile kusursuz değildir. Zaman zaman fikir ayrılıkları yaşanabilir. Hatta çocukların, yetişkinlerin sorunları konuşarak çözebildiğini görmeleri faydalıdır. Sorun kavga etmek değil; kavga etme biçimidir. Seslerin yükseldiği, hakaretlerin uçuştuğu tartışmalar çocuklara zarar verirken, karşılıklı saygıyla yürütülen fikir ayrılıkları önemli bir yaşam dersi olabilir.
Bir başka bilim insanı, Maria Montessori’nin şu sözü de konuyu güzel özetler:
“Çocuk çevresinin ürünüdür.”
Eğer çocuk sevginin, anlayışın ve saygının olduğu bir çevrede büyürse, bunları hayatına taşır. Eğer sürekli öfkenin ve çatışmanın içinde kalırsa, ileride kuracağı ilişkilerde aynı modeli tekrar etme riski artar.
Sonuç olarak çocuk eğitimi yalnızca nasihat vermekle gerçekleşmez. Anne ve babanın birbirine davranış biçimi, çocuğun karakter inşasında sessiz ama çok güçlü bir öğretmendir.
Evdeki her tartışma bir iletişim dersi olabilir, önemli olan o dersin konusu değil, nasıl işlendiğidir.
Ve son bir hatırlatma: Çocuklar anne babalarının söylediklerini bazen unuturlar, ama birbirlerine nasıl davrandıklarını neredeyse hiç unutmazlar.
Kayane Kutlu
Psikolojik Danışman/Pedagog































