Dibeklihan Mirası Emin Ellerde

Cenap Tezer’in ardından Dibeklihan…

 

BODRUM HABER AJANSI

Türkiye’nin gururu, kültür sanat köyü Dibeklihan’ın babası Cenap Tezer’i şubat ayında sonsuzluğa uğurladık. Ardında bıraktığı bu anlamlı mirası devralan oğlu Uluç Tezer’den hem bu sene Dibeklihan’da yapılacakları hem de sonraki yıllara dair planlarını dinledik.
Bazı mekanlar, özellikle bir idealin ürünü olanlar, farklı bir enerji taşır. Bodrum’un Yaka Köyü’nde bulunan kültür ve sanat köyü Dibeklihan gibi… Öylesine güçlü bir hare taşıyor ki bedeninde Dibeklihan, kapısından içeri adım attığınız an, bunu her hücrenizde hissediyorsunuz. Uluç Tezer ile Dibeklihan Cafe’de bir araya geliyoruz ve sohbetimiz su gibi akıp giderken, zihnimin askısında kültür, sanat ve bilime önem vermeyen toplumların yarınlarına dair asılı duran soru işareti biraz daha büyüyor ve ağırlaşıyor.
-Öncelikle başınız sağ olsun, babanız Cenap Tezer’i yakın zamanda kaybettiniz. Babanızdan size miras kalan en önemli fikir nedir?
En önemli fikir Dibeklihan… Biraz Dibeklihan’ın oluşumundan bahsedeyim. Annem ve babam, 1990 senesinde Dibeklihan’ın arazisini alıyor, yaklaşık 40 dönümlük bir arazi. Bu araziyi alırken hem annemin, hem babamın kafasında buraya bir kültür ve sanat köyü kurma projesi zaten var. 20 sene kadar sonra da projeye başlıyorlar. Niye bu kadar zaman bekliyorlar derseniz? Annem mimar, babam mühendis… O süre zarfında finansal birikimi temin ediyorlar. Hak ederek kazandıkları parayı da buraya yatırıyorlar. 2008 yılında Dibeklihan’ın kapıları açılıyor. 20 sergi açıyoruz o dönem. Şimdi, her sene 50 serginin açıldığı bir hale dönüştü. Yine bir o kadar da söyleşi, imza günü, konferans, defile gibi etkinliklerin sürekli yaşadığı bir nokta haline geldi Bodrum’da. Tiyatro da yer buluyor. Tek kişilik oyunlar oluyor. Dilek Türker’in oynadığı “Mutlu Ol Nazım” gibi tek kişilik oyunlar sergileniyor. Senede bir kez bir tiyatro oyunu oluyor. Bu sene kurulan Bodrum Şehir Tiyatrolarıyla da görüşmemiz var. Bodrum Deneme Sahnesi de çalışmalarını burada yaptı bir süre. Yazar okumalarını da burada gerçekleştiriyoruz.
-Siz bu mirası devralmaya gönüllü müydünüz? Kendi yolculuğunuzu anlatır mısınız?
2008 yılında Dibeklihan’ın oluşumuna dahil oldum. Sürekli çalıştım Dibeklihan’ın içinde. Tarih mezunuyum. İki sene de sinema prodüksiyon eğitimi aldım Kanada Toronto’da. Orada kalmayı planlıyordum ancak buranın oluşumuyla birlikte Türkiye’ye dönüş yaptım.
-Sanata yakın bir tarafınız var öyleyse?
Anne ve babadan gelen ve burada on sene boyunca edindiğim deneyimler sayesinde sanata ve sanatçıya yakın bir duruşum oldu.
-Aslında Dibeklihan belli bir noktaya gelmiş, siz bu mirasın üzerine neler eklemeyi planlıyorsunuz?
Öncelikle, mevcut haliyle sürdürmek bile bir başarı. Senede 50 serginin açıldığı, 50’ye yakın da kültür, sanat ve bilim içerikli farklı etkinliğin gerçekleştiği bir yer Dibeklihan. Bunu destek almadan sürdürmek büyük bir başarı, hatta mucize. Biz hiçbir yerden destek almıyoruz. Bunun sebebi de Cenap Tezer’in duruşudur. Destek aldığımızda bağımsız hareket edemeyeceğimizi düşünüyordu. Biz de onun bu yaklaşımını sürdürdük. Destek talebimiz yok. Buradaki ticari işletmelerin finans sistemini, Dibeklihan’ın kültür-sanat hayatını destekleyecek şekilde oluşturduk. Mevcut durumunun üzerine bir şeyler ekleme nasıl olur? Hakikaten öyle büyük bir başarı var ki ortada, bunu aynı sistemde sürdürmek bile büyük bir başarı.
-Buradaki bir gününüz nasıl geçiyor?
Yoğun sezonda sürekli sergi değişimleri olduğundan, -bazen günde beş sergi birden açılıyor- sergileri topladıktan sonra eserlerin yerleştirilmesine de destek oluyoruz. Bunun dışında etkinlikler de her akşam devam ettiği için onların da birebir içindeyiz. Gıda ve restoran bölümüne de destek oluyoruz. Çalışanlarla da aile gibiyiz. Hepimiz her işe giriyoruz. Burayı yaşatma mücadelemiz sürüyor.
Cenap Tezer’in anısına
-Bir de bu yıl düzenlenen etkinliklerin özel bir anlamı da var. Sizden dinleyebilir miyiz?
Her sene, sanat sezonuna önemli sanatçıların adlarını veriyoruz. Geçen sene Bedri Koraman Sanat Sezonu, bir önceki sene Burhan Uygur Sanat Sezonu… Bu yıl da babamızı kaybettiğimiz için programa “Cenap Tezer Sanat Sezonu” dedik. Bu seneki sergi programımızın hazırlanışında babamın emeği büyük. Programdaki sanatçıların yüzde altmışını kendisi seçti. Onun anısına, Sinan Meydan, konferans verecek, Ataol Behramoğlu yine Cenap Tezer için can arkadaşı olarak bir şiir gecesi yapacak. Nasuh Mahruki’nin hem imza günü hem de söyleşisi olacak. Aynı zamanda bir de sergisi gerçekleşecek. Bu sene Cenap Tezer’i anmak için ona yakın, onunla etkinlikler gerçekleştirmiş kişileri davet ettik, onlar da kabul etti.
-İki çocuğunuz var. Dibeklihan ile ilişkileri nasıl ve siz burası için onlarla ilgili bir hayal kuruyor musunuz?
Rahmetli babamız, kızım Ada’yı çok severdi. “Sizden sonra burayı Ada götürecek” derdi. Ada, şu an altı yaşında. Biz ebeveynleri olarak hem oğlumuzu (Ege) hem de kızımızı sanata, edebiyata yakın tutmaya çalışıyoruz. Geçen gün oğluma Jack London’ın “Beyaz Diş” kitabını alıp verdim. Umarım onlar da yollarını çizer; burası yaşar ve onlardan biri başında olursa çok mutlu olurum.
-Sizin sanatla ilgili herhangi bir çalışmanız var mı?
Karikatür çiziyordum bir dönem. Çok okuyorum, bu konuda kendimi geliştirmek istiyorum. Yine babamdan örnek aldığım bir davranıştır. Son dönemlerinde bile önünde dört beş kitap olurdu. O kendini geliştirme sürecini ömrünün son anına kadar sürdürdü. Bu da bana büyük bir örnek oldu.
Cenap Tezer’in kendi hayat hikayesini anlattığı uzun bir yazısı var. Orada özetle, “Gelişmenin bilim ve sanatta olduğuna inanıyorum, Dibeklihan’ın hayata geçişinde de bu temel ilke var” diyor. Sizce sanat ve bilim gelişmenin neden en önemli unsurları olmalı?
Atatürk’ün savunduğu “Özgür Akıl Teorisi” vardır. Bunun oluşumdaki üç etken kültür, sanat ve bilim. Öncelikle kültür ve sanatı özgür akılla hayata geçirmek gerek, gelişmenin şartı bu. Atatürk’ün Türkiye’yi kültür ve sanat anlamında kalkındırmak amacıyla yurtdışına gönderdiği harika çocuklarımız buna bir örnek. Ne zaman özgür akıllarımızı kendi irademizle kullanırız, devamında da oluşumlar gerçekleşir.
-Konuklarınız burayı nasıl buluyor? Dibeklihan’a dair unutamadığınız bir yorum var mı?
Herkes yapıdan çok etkileniyor. Misafirler yapının antik bir yapı olduğunu ve restorasyondan geçtiğini sanıyor. Örneğin arkadaki şömine (restoranda), Ermeni bir ustanın elinden çıkmış. Bizimkiler koleksiyoncu olduğu için Avanos, Kayseri, Ürgüp tarafından bu parçaları topluyor, oranın müzelerine de kayıtlı bu parçalar. Buraya parçalı halde getirildiler, burada birleştirildiler. Annem ve babam burayı Selçuklu Hanı üzerinden stilize ederek hayata geçirdi. Buranın öyküsünü anlatmak bu anlamda da çok keyifli oluyor. Yurtdışında da kültür ve sanat köyü olarak emsalimiz az. Şu an bir tek, Almanya Düsseldorf’ta bir yerde kültür ve sanat köyü var. Oradaki bu çapta mı bilmiyorum ama Dibeklihan’ın Türkiye’de bir eşi yok. Burada üçü kapalı, ikisi açık beş sergi salonumuz var. Altı aylık bir periyotta 50’ye yakın sergi açılıyor, ayrıca çalıştaylar da var. Bu kadar kısa sürede bu kadar sergi ve etkinlik başka bir yerde yok.

Sanatçı Atölyeleri

Yapımı 2007’de başlayan ve 40 dönümlük bir arazi üzerine Cenap Tezer ve Gülay Tezer tarafından projelendirilen Dibeklihan, 2010’da tamamlanmış. Dibeklihan’da sadece kültür ve sanata ayrılmış 20 dönümlük bir arazi var. Ancak projede hayata geçmeyi bekleyen bir bölüm daha bulunuyor. 20 adet sanatçı konaklama stüdyosunun da peyderpey yapılacağını söylüyor Uluç Tezer. Uluslararası etkinlikler için konuk olan sanatçılar, burada konaklayıp atölyelerde de çalışmalarını sürdürecek.

leave a reply