KAZ DAĞLARINA İLGİNİN SEBEBİ ZENGİN URANYUM REZERVLERİ Mİ

Türkiye'nin, her köşesi ayrı bir doğa harikası. Kaz Dağları ise; tanrıların bir armağanı.

Türkiye’nin,

her köşesi ayrı bir doğa harikası.

Kaz Dağları ise; tanrıların bir armağanı.

Homeros’un İlyada destanında; “Vahşi hayvanların anası bin pınar İda” diye tanımladığı Çanakkale ve Balıkesir arasında uzanan, yer yüzünün önemli yaşam kaynaklarının başında gelen, hem yeşile hem maviye sahip, bir yanı denize, bir yanı engin gökyüzüne uzanan dünyayı büyüleyen bir güzellik.

Zirvesinde gücün sembolü Zeus’un yaşadığı,

Afrodit, Hera ve Athena’nın katıldığı, Truva Savaşı’na yol açan dünyanın ilk güzellik yarışmasının yapıldığı,

Dillerden düşmeyen “Sarıkız efsanesi” nin doğduğu,

Sevdiğine kavuşamayan Emine’nin; “Sarp dağlara getirdiğim, kavuşmadan yitirdiğim, ak kefensiz yatırdığım, Hasan’ımın ardından geldim…” diyerek kendini ağaca astığı yürek yakan aşk hikayesinin geçtiği,

Zeus’un Troya savaşını izlediği,

Troya kentinin kurulduğu ve yıkıldığı,

Thebe, Lyrnessos, Khrysa, Killa, Anderia, Antandros, Adramytteion, Astrya ve Gargara gibi uygarlıkların doğduğu.. yerdir Kaz Dağları.

xxxx

Mitolojide “Tanrıların dağı” olarak tanındığı için kutsal olan, dünya cenneti “İda” nın adı, Türklerin Anadolu’ya yerleşmesi, Şaman inançlar ve diğer efsanelerin etkisiyle Kaz Dağı olarak değişti.

Türkler’in bölgeye hakim olmaları, İda dağının kutsallığını gölgelemedi, aksine Türkler, “İda” adını Kaz dağına dönüştürerek tanrısal anlamını devam ettirdi.

Zira; Şaman inanışlarında “Kaz”, Göktanrıyı sırtında taşıyan kutsal bir hayvan.

xxxx

İda dağlarında ilk yerleşim yeri; Zeus’un oğlu Dardanos’un kurduğu Dardanie kentidir.

Homeros, kuruluş öyküsünü;

“Bilmek istersen daha çok şey,

öğrenesin diye soyumuzu sopumuzu iyicene,

dinle bak, çok insan tanır bizi.

Bulut devşiren Zeus baba oldu ilkin Dardanos’a,

Dardanos kurdu Dardanie’yi

o zamanlar kutsal İlyon yoktu,

ölümlü insanların büyük kenti yoktu ovada.

Dardanoslular çok pınarlı İda’nın eteklerinde otururdu“ diye anlatır.

M.Ö 2000’li yıllara dayanan çağlar boyunca çeşitli medeniyetler, barındıran Kaz Dağlarında

kurulan kentlerin bir çoğu Troya Savaşları sırasında yok oldu.

xxxx

Dünya kültürüne derin izler bırakan büyük bir kısmı ormanlarla kaplı Homeros’un ahtapota benzettiği Kaz dağları, Biga yarımadasının tamamı üzerinde yayılır..

Geniş bir coğrafyada yer alması , yerleşimin az olması, Edremit sınırlarında kalan bölümün Milli Park olarak ilan edilmesi, doğal dokusunun da bozulmamasını sağlar.

Daha doğrusu; hükumetin sömürge ülkelerinde görülmeyecek türden imtiyazlar vererek hazırladığı yeni maden yasası yürürlüğe girene kadar sağlardı.

Yeni yasa ile birlikte Kaz dağları, vahşi bir istilaya uğradı.

Yüz binlerce ağaç kesildi.

Yüz binlercesi de kesilecek.

Ayrıca; dağın her yerinde bin 500 metre rakımda dahi yaz kış suyu olan kaynaklar da siyanür tehdidi altında.

İlginç olan;

Kaz dağını çekirge gibi istila ederek doğayı katledenler, medeni olduğunu iddia eden Kanadalı maden şirketleri

xxxxx

Kaz Dağlarını özel yapan, sadece efsaneleri değil, Alp Dağlarından daha fazla oksijen oranına sahip olması.

Bir yüzünü Ege’ye, bir yüzünü Marmara’ya dönen, kuzeyden Karadeniz’in, güneyden Akdeniz’in yeşiliyle kuşanan Kaz dağları, dünyanın en çok oksijen bulunan bölgeleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Oksijenin kaynağı, ormanlar olarak görülse de gerçek kaynak; denizdeki yosunlar (alg’lar).

Kaz Dağları, bol oksijen ve denizin nemi sayesinde 800 den fazla bitki çeşidine ev sahipliği yapıyor.

“Kazdağı Köknarı”, sadece buraya özgü endemik bir tür.

Ayrıca 40’dan fazla endemik tür de Kaz Dağlarında yetişiyor.

xxxx

Vahşi madenciliğin yıkımı sadece efsaneler yaratan İda/Kaz dağında değil, Murat Dağı, Munzur, Cerattepe, Toroslar da da sürüyor.

Ayrıca, Niğde Ulukışla’da, Erzincan Çöpler’de, İzmir Efem çukurunda, Uşak Kışladağı’nda, Çanakkale Lapseki’de, Balıkesir Sındırgı’da, Kayseri Himmetdede de, Eskişehir Sivrihisar’da sessiz sedasız benzer bir madencilik uygulanıyor.

xxxx

Ardıç ağacını değil kesmek, tek bir dalını bile koparmak yasaktır.

Ancak; ülkemizin en verimli ormanlarına sahip, Isparta Sütçüler’de onlarca mermer ocağı ardıç katliamı yapıyor.

Aynı katliam, Antalya’nın sedir ormanlarında da sürüyor.

xxxx

Hükümet sözcüleri sıklıkla;

“Ülkemizin yer altı zenginliklerini çıkarmayalım mı” diye sitem ediyor.

Ülkemizin önemli kaynakları arasındaki madenleri elbetteki çıkaralım.

Buna kimsenin itiraz ettiği yok.

İtiraz; yaşamın tümünü hiçe sayarak yapılan vahşi madenciliğe, denizin kumundan derenin çakılına kadar her şeyin “Maden” kapsamına alındığı, yalnızca şirketlerin kazancını düşünmeye yönelik maden yasalarına.

Yasada, yer altı ve üstünde para edecek her şey şirketlerin hizmetine sunulduğu için ülkemizin dağı, taşı, ormanı, merası, zeytinliği , su havzası delik deşik ediliyor.

Toplum, katliama şahit olduğu zaman tepki veriyor.

Ki; en yakın örnek Şirince…

Dünyaca ünlü turizm beldesinde mermer ocağı açmak için ÇED başvurusu yapılmış.

Dileriz ocak için izin alınmaz.

Alınacak olursa; Şirince’de çok kısa sürede inanılmaz çevre katliamı yaşanır.

xxxx

Görmediğimiz alanlarda ise başta mermer ve taş ocakları olmak üzere, devlet eliyle, devlet izniyle, devlet teşvikleri ile madencilerin vahşi katliamı sürüyor.

Örnek mi;

Balıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Altınova beldesi.

Özel firma, kıyıdan başlayarak denizin 22 metre derinliğine kadar olan alanda ‘madencilik’ yapmak için ÇED başvurusunda bulundu.

Ya maden şirketlerinin gözü dönmüş, ya da onlara izin veren, her türlü kolaylığı sağlayan ülke yöneticileri kör…

xxxx

Kanadalı şirket, aynı doğa katliamını kendi ülkesinde yapabilir mi.

Ya da herhangi bir AB ülkesinde.

Düşünmeye gerek yok, cevap şıkkı tek.

Değil yapması,, düşünmesi bile mümkün değil.

Kanada da kanunlar var.

Tükiye’de parası ve arkası olana kanunlar esnetiliyor.

Kendi ülkesinde çevreye, doğaya saygılı, Ankara’da, Beştepe’de tanıdığı olan Kanadalı, Türkiye’de canavara dönüşüyor.

xxxxx

Kanadalı firma 200 bin ağacı bir günde mi kesti.

Elbette hayır.

2007 yılından beri TBMM’ye verilen Meclis araştırma önergeleri sümen altı edildi, dikkate alınmadı.

Çanakkale milletvekili Ali Sarıbaş, 2012 yılında verdiği önerge ile, Kanadalı Alamos Gold şirketinin, Kaz dağlarında altın arayıp 1744 hektar alandaki bütün ağaçlar keseceği uyarısını yaptı.

AKP, bu uyarılara karşı üç maymunu oynadı.

2007 yılında konuyla ilgili ilk önergeyi MHP vermesine rağmen son yıllarda MHP milletvekilleri de AKP ile dayanışma içinde “Üç maymun” oyununa iştirak etti.

xxxx

Dikkat edilirse, 2004 yılında çıkarılan Maden Yasası’ndan en çok yararlanan FETÖ oldu. Belki de yasayı onlar çıkarttı.

Zira; FETÖ’nün sağ kolu olan ve İngiltere’ye kaçan Koza Altın şirketinin sahibi Akın İpek, altın madeninden nasıl olduysa milyarlarca dolar kazandı.

Bilindiği gibi, Akın İpek altın madenini Alman şirketinden, pek çok maden ruhsatı ile birlikte on yıl vade ile 30 milyon liraya aldı.

Alman şirketi altın madeni açıyor. Madendeki milyarlarca dolar değerindeki altın cevherini görmüyor. Ve şirketi bedavaya denecek bir rakama Akın İpek’e satıyor.

Aradan geçen kısa sürede, muhasebe kayıtlarında nasıl olduğu görülmese de, şirketin piyasa değeri milyarlarca dolara ulaşıyor.

Bu arada, Koza Altın’ın açtığı mahkemeleri nasıl kazandığı konusunda fikir jimnastiği yapmaya da gerek yok herhalde!

Borsada işlem gören Koza Altın, TMSF’nin denetiminde.

Şirketi kayyumlar yönetiyor.

Buna rağmen şirketin hisseleri hareketli ve sürekli olarak yabancılar alım yapıyor!

xxxx

Türk şirketleri, altın kıymetini biliyor.

Böyle olduğu için de Cengiz Holding gibi Ankara himayeli guruplar yabancıların elindeki altın madenlerini satın alıyor.

Acaba, Türk şirketlerinin altına hücumu, Koza Grubun başarısından mı kaynaklanıyor.

Belki de TMSF’nin Koza Altına el koymasından sonra milyarlarca dolarlık kazanç sırları birilerinin kulağına gitmiştir!

xxxx

AKP hükümeti diyor ki;

“Yer kabuğunda ve su kaynaklarında tabii olarak bulunan, ekonomik ve ticarî değeri olan petrol, doğal gaz, jeotermal ve su kaynakları dışında kalan her türlü madde madendir…”

Türkiye coğrafyası işte bu zihniyet ile yağmalanıyor.

Bu arada Kaz dağlarında çok büyük miktarda “Uranyum” rezervi olduğu da konuşuluyor.

Acaba yabancıların Kaz dağlarına olan ilgisinin gerçek nedeni “Uranyum” olabilir mi.

Belki bir yetkili “Uranyum” konusunda açıklama yapar da bilgi sahibi oluruz.

xxxx

Fırsatınız varken, Kaz dağları’nda yetişen kekiğin mis gibi kokusunu içinize çekmeyi unutmayın.

leave a reply