Finlandiyada Eğitmenler, Bodrum’daki “Fidol Okulunu” denetlediler

Dünyanın En Şaşırtıcı ve başarılı Eğitim Sistemine sahip Finlandiya’ya giderek burada araştırmalarda bulunan Fidol Okulu (Küçük Şeyler Ana Okulu) sahibi ve yöneticisi Erhan Nasırlı, Finlandiya’lı eğitmenlerle çalışmaya başladıklarını açıkladı.
Finlandiyada bulunan Fidol Eğitim Kurumlarının 2 eğitmenin Bodrum’a okullarına geldiğini, söyledi ve “Bu eğitmenler okulumuzdaki sınıf yönetimi, öğretmen öğrenci ilişkilerini denetlediler. Bizimle ilgili bir rapor hazırlayıp kurumlarına göndererek, bize de bilgi verecekler. Bu arada Fidol’un Genel müdürü de 28 Kasım’da kurumumuzu ziyaret edecek. Biz bu arada Küçük Şeyler Ana Okulu olarak adımız değiştirerek Fidol Eğitim Kurumları olarak eğitim vermeye devam edeceğiz.” dedi.
Fidol Eğitim Kurumlarıyla ilgili bilgi veren Erhan Nasırlı, “Bu kurum, şu anda Çin hükümetini isteği üzerine Çin’in eğitim ve öğretimi konusunda hazırladıkları raporun, uygulanmasını sağlıyorlar. Özel okullar olarak eğitimden uzaklaşıp, güzel bina ve sınıflarda göz boyayıp, aileyi ve çocukları istismar ediyorduk. Bu nedenle Finlandiyalı Fidol Eğitim Kurumlarıyla çalışmaya yöneldik ve Finlandiya eğitim sistemini Türkiye’de ilk defa kendi okulumuza getiriyoruz. Bu arada kurumumuzda görevli öğretmenlerimizde en kısa zamanda Finlandiya’ya giderek oradaki eğitimi yerinde görecekler ve bir eğitimden geçecekler” diye konuştu.
Finlandiya’daki eğitim ile ilgili bilgi veren Erhan Nasırlı, daha sonra şöyle konuştu:
“Finlandiya’da, özellikle sosyal devlet olma anlayışı ile herkese eşit fırsat yaratılması her bireyin geliştirilmesi önemli bir anlayış olduğu gözlemlenmektedir. Finlandiya eğitim ekolünü tüm yönleriyle açıklamak uzun bir yazı dizisini oluşturacaktır. Ancak Finlandiya eğitim sisteminde en önemli olan, devletin eğitim programı, öğretmenlik ve öğretmen donanımları ile öğrenci profillerini ele alırsak 18 aydan itibaren okulla tanıştırılan çocukların yaparak yaşayarak merak duyguları üzerine kurulu, hayallerini genişleten ve öğrendiği bilgileri hayatında kullanabilen çocuklar olmasını sağlayan çerçeve programlar yürütülmektedir.
Eğitim öğretimin en temel bileşeni öğretmen ve öğrenci olduğunu düşünürsek, öğretmen olacaklar bilinçli olarak öğretmenlik mesleğini isteyen aynı zamanda yapılan sınavda ilk %10 dilim içine giren başarılı ve istekli öğrencilerden eğitim fakültesine öğrenci olarak seçiliyorlar.
Eğitim fakültesini bitirdikten sonra da yine eğitim konusunda yüksek lisans, master ve doktora gibi uzmanlık alanlarında uzmanlığını almak koşuluyla öğretmenlik yapabilmektedirler. Bu da bilinçli, çağdaş, araştırmacı çocuk psikolojisi ve öğretim tekniklerini bilen uzmanlar olarak başarıyla görev yapmalarını sağlamaktadır.
Finlandiya’da sınav çocuğun başarısını notla ölçmek anlamında olmayıp, not verilmemektedir. Öğretmen sınav sonuçlarını çocuklara bildirmemekte ve bu sınavda çocukların hangi konularda eksikleri olduklarını öğretmenin anlaması bakımından yapılmaktadır.
Bu da öğretmenin hangi konuda eksiği olan çocuklarla birebir ilgilenerek çocuklar tarafından anlaşılamayan konuların telafisi anlamında yapılmaktadır. Öğretmenler ve öğrenciler kesinlikle notla ilgili bir ilişki içerisinde değil, öğrenilenin gerçek hayat içerisinde nasıl kullanılacağını çocuğun hayatına nasıl daha katkılar oluşturabileceğini hedeflemektedir.
Finlandiya’da ev ödevi yoktur. Tüm öğrenciler okul saatleri içerisinde öğrenimlerini tamamlarlar. Yani, çağdaş bir insanın yaşam planında olduğu gibi 8 saat uyku, 8 saat çalışma ve 8 saatte kişisel hayatını yaşamalarına saygı duyulmaktadır.
Öğrenciler, kendi kişisel hayatları içerisinde spor, müzik, sanat gibi hobilerini hayatlarına sokarak daha keyifli bir yaşam anlayışı oluşturmaktadırlar.
Özellikle bizim aile yapımızda akşamları çocukların ev ödevlerini yapmaları ne kadar sıkıntılı bir durumdur. Ülkemizde aile hayatı anlayışı içerisinde bir arada olmanın yaşanamayıp çocuğun ödevi ekseninde oluşması örneği çoğunluk ailelerde yaşanmaktadır.
Bu da çocuğunun gelişimini etkilediği gibi çocuğun özgür olamaması ,kendi hedeflerini koyamaması ve kendi hedeflerine yönelik çalışma anlayışı yoksunluğu yaşatmaktadır.
Özellikle akademik eğitim öncesinde (72 ay) çocukların aileye bağlı ama asla bağımlı olmamaları açısından doğru bir kurum, doğru bir program ve de aile katılımı sağlanmak suretiyle 2-6 yaş döneminin ıskalanmayıp doğru yaşanması gerekmektedir. Burada çok önemli olan bizim kültürümüze okul öncesi eğitimin yeni girmiş olması dolayısıyla çocuklara oyun ve oyuncakla zaman geçirilmesi anlayışı aileler içinde hakim bir duygudur. Ancak çağdaş okul öncesi eğitimde çocukların tüm duyu organları gerçek hayat içerisinde maruz bırakılmalıdır. Yani okul öncesinde çocuk ne kadar farklı objeyi görür, duyar ,dokunur ve tadarsa gerçek hayatın içerisinde kendisinin var olduğunu hisseder.
Yani gerçek hayat içerisinde özgür düşünmeyi, özgür hareket etmeyi bu yaşlarda öğrenir ve ileriki yaşlarda da bunu geliştirir. Fidol okulları da Finlandiya’da 2 yıldır yapılan gözlemler sonucunda başlamıştır. Ülkemizde de çocuklarımıza ve öğretmenlerimize Finlandiya anlayışında eğitim öğretim ortamı yaratıp özellikle de ailenin de katılımını birleştirerek arzu edilen eğitim öğretime çocuklarımızı hazırlamamız mümkündür.”

leave a reply