FİNLANDİYA EĞİTİM SİSTEMİ BODRUM’DA…

50 yıllık eğitimci olan Erhan Nasırlı’nın yönetimindeki Küçükşeyler Anaokulu, Finlandiya Eğitim Sistemi’nin Bodrum’a getirmenin gururunu yaşıyor. Erhan Nasırlı’nın bizzat Finlanda’ya giderek, araştırdığı bu sistemi Bodrum’daki okuluna adapte etmesini ve sistemin faydalarını kendisinden dinledik.

”GELECEK AVUÇLARIMIZIN İÇİNDE…”

  • Küçük Şeyler Anaokulu olarak dünyada kabul edilmiş Finlandiya Eğitim Sistemi’ni Bodrum’a getiriyorsunuz. Biraz açıklar mısınız?
    Aslında bizim getirdiğimiz bir araç, bir nesne değil. İnsanlara özgü olan mantık ve aklın birleşerek eğitimde ne kadar etkin olabileceğini göstermiş bir resmi getirdik.
  • Bu resim nedir?
    Eğitimi önemseyen ve eğitimin içine sevgiyi katan, bunu yoğunlaştıran ve eğitim de her geçen gün kaliteyi artırma anlayışı olan model. Aynı zamanda eğitimci heyacanı yaşayan, güleryüzlü, heyecanlı, kıvrak akıllı öğretmenlerin de payı vardır bu sistemde…
  • Sistemin en önemli faktörü nedir?
    Daha da açarsak eğitimin 3 çarpanı var. İlki, eğitim programı, ikincisi bunu uygulama kapasitesine sahip öğretmenler. Bu sistemdeki eğitimi alan öğrenciler. Mesela Finlandiya’daki çocuk ile Türkiye’de çocuk arasında hiç bir fark yok. Fark verilen eğitim sonrası ortaya çıkıyor. Onlar da 18 aylık bir çocuğun eğitime başlıyor. Biz de durum değişebiliyor. Fakat Finli çocuk beş yaşına geldiğinde bizim çocukla düşünme becerilerinden tutun da duygu ve kavrama kapasitesine kadar farklılılar baş gösteriyor. 18 yaşına kadar siyah beyaz kadar arayı açıyor.
  • Öğretmen faktörüne gelirsek…
    Ülkemiz de öğretmenlerin nicelikleri değil niteliklerinin artırılması gerekir. Öğretmenlerin bireysel olarak değil merkezi yönetimler tarafından geliştirilmesi lazım. Öğretmenlik mesleği ciddiye alınıp, her önüne geleni öğretmen değil de gerçekten öğretmen olabilecek olanları yetiştirmeli, ödüllendirmeliyiz.
  • Öğretmen yetkin olmayınca tabii ki bu durum öğrencilere sirayet ediyor…
    Tabii ki doğru. Mutlaka çağdaş bilimsel eğitim sistemlerini araştırıp bunları güncelleyip bu küçük insanlara yetgin öğretmen kadrolarıyla aktarmak gerekir. Bu durum bir çocuğun geleceği için nasıl önemliyse ülke geleceğinin de inşa açısından o kadar önemli.
  • Finlandiya Eğitim Sistemi’nin nasıl bir belirleyici özelliği var?
    Finlandiyada zorunlu okula başlama yaşı 7 yaş yani 72 aydır. Ana sınıflarında 4 yaşa kadar aileler tarafından çocuklar okula getirilirken anasınıfından üniversiteye kadar tüm öğrenciler okula geliş-gidişlerini bisiklet kullanarak yapar. Öğrenci servis aracı yoktur. Yine aynı zamanda Finlandiya ‘da hiç özel okul olmadığını da belirtmek isterim. Finlandiya kültüründe ebeveyneler çocuklarının bağımsız yetişmesini, yetkin, savaşçı, eleştirisel düşünebilen çocuklar olmasını teşvik eder. Finlandiya da ölçme ve değerlendirme sistemide ülkemize benzememektedir. 16 yaşına kadar öğrencilere sınav yapılmamaktadır. Ülke genelinde 18 yaşına gelen çocuklarla ilgili, çok detaylı bir sınav yapılmaktadır. Bu sınavın sonuçları kadar anasınıfından 18 yaşına kadar gelen çocuklara eğitim veren öğretmenlerin tüm görüşleri data olarak toplanmakta ve çocuğun geleceği ile ilgili çok sağlam ve gerçeğe dayalı çocuğu tanıyan ve tanımlayan bu değerlendirme sonucunda ileriki eğitimi belirlenmektedir.(mesleği)
  • Toplumsal farklılıklarımız da var.
    Toplumsal yaşam ve kültür farklılığı çok belirgin. Biz de aşırı korumacı bir anlayış hakimdir. Fakat çocuk gözüyle görmeyi, kulağıyla duymayı, burnuyla koku almayı, eliyle dokunmayı, diliyle tatmayı öğrenmek ister.Çocuğu iki konuda kısıtlayabilirsiniz, kendisine zarar verecek bir risk altındaysa, ikincisi başkasına zarar veriyorsa engellersiniz.Orada bu serbestçe öğretilmekte ve anne, baba, öğretmen çocuğun duygu ve düşüncelirine rehberlik eder .çocuğun duygularını takip eder. duyularını kısıtlanmadığında, öz güveni gelişiyor, daha eleştirel bakıyor. Oradaki bir çocuk annesinin yaptığı sütlü muhallabi için ”bunu şimdi yemek istemiyorum” diyor ve annesi kabul ediyor. Biz de bu yok. ”Ama oğlum bunu sana özel yaptım, yemek zorundasın, Ali’ye bak nasıl yemiş de büyümüş, sen küçük kalırsın, yemezsen oyuncaklarınla oynayamaszın veya seni ben parka götürmem” başlıyor. Orada bu yok ve anne, baba ve öğretmen çocuğu izliyorlar. Bir risk varsa, o riski nasıl yöneteceğine bakıyorlar. Küçük riskleri yönetiyorsa bu çocuk zamanla başırılı oluyor. Bizde de anne, baba, öğretmen olarak çocuk düşünce ve davranışlarını sürekli engellediğimiz için, ”hızlı koşma, oraya çıkma, hayır onu yapamazsın, kıracaksın şimdi o bardağı, bak şimdi baban gelecek o telefonu elinden alacak, seni odaya kapatacak, ceza verecek sana” bu anlayışla  yetiştirilen çocuk eve misafir geldiğinde koltukların arkasına saklanıyorsa bu çocouğun suçu yok. Anne babanın suçu… Çünkü çocuk kabul görmediği için özgüveni gelişmiyor. Birey olamıyor, toplum içinde kendini kabul ettiremiyor.
  • Finlandiya Eğitim Sistemi’n de çocuk oyunlarının büyük yeri var.
    Oyunların çoçukları mutlu ettiği tartışılmaz. Onlarda oyun, hayatı tanıma olarak karşımıza çıkıyor. Biz de oyuncak almak! Lakin, batı da hiç bir çocuğa oyuncak alınıp hediye edilmez. Çünkü aile kabul etmez. Şunu der; ”Sen benim çocuğumun hangi oyuncağı merak ettiğini, nasıl bir oyuncak istediğini bilmeden neden bunu getirdin?” Biz de dede ne yapıyor? Kocaman şarjlı bir araba alıp getiriyor, ”dedeceğim bak araba aldım” diyor. Çocuğa oyuncağını bile seçme şansını tanıyamıyorsak gelecekte eşini seçme, işini seçme konusunda başarısız olursa sorumlusu kim? Çocuk, oyun oynarken bile hayatın gerçeklerini görerek oynamalı.
  • Çocukların okul öncesi eğitimi de tabii ki de çok önemli…
    Çok önemli ve sistem ne olursa olsun Fİnlandiya, Güney Kore, Yeni Zellanda, Estonya olabilir. Bu sistemler de çocuk birey ve küçük insan olarak kabul ediliyor. Ona böyle bakarsak bu çocukları geleceğe hazırlıyoruz diyebiliriz. Aksi takdirde biz çocukları hayata getiriyoruz günün şartlarına göre ve sosyo ekonomik durumuna göre farklı farklı çocuklar yetiştiriyor. Bu nedenle de sağlıklı bir arada yaşama anlayışı da oluşmuyor.
  • Sistemin en büyük avantajı ne?
    Çocukların geleceğe hazırlanması ve geleceğin inşa edilmesi. Yani Finlandiya, üç yaşındaki bir çocuğa eğitim veriyorsa 25 yıl sonrasının insanını yetiştirmek için bunu yapıyor. Biz 5 sene sonrasını bırakın haftaya ne olacağını bilemiyoruz. eğitim Sistemi’miz bile yaz boz tahtasına dönüyor. Bir eğitimci arkadaşım anlatmıştı. 60’lı yıllarda eğitimimiz de aksaklıklar olduğu fark ediliyor. Bir pilot okul kuralım diyerek Ankara’da ”deneme lisesi” açılıyor. Beş yıl sonra yeni sistemin değerlendirilmesi yapılıyor. Bakıyorlar ki muhteşem sonuçlar alınmış. Fakat, amacın ”deneme lisesi”nin örneğinde yüzlerce lise açmak olması gerek değil mi? Hayır efendim, öyle bir şey olmuyor. Hala o lisenin adı ”DENEME” ve bir tane…
  • Diğer bir konu da farklı farklı sistemlerin eğtimde uygulanması, özel paralı okullar vb. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
    Eğitim hassas bir bilim dalıdır. Bir kelimeyle, bir davranışla, bir hareketle  çocuğun hayatıyla oynabilirsiniz, o nedenle eğitimin özellikle anne, babaların, anneanne, babaannelerden gördüğü gibi bir eğitim tarzıyla yaklaşımda bulunmaları çok geçerli değil. Eğitim profesyonel okullarda yetgin öğretmenlerle verilmeli. Çocuk hayatı okulda öğrenir. Üzerine koyarak devam eder. Ciddi çalışan, bilimsel çağdaş bir eğitim sistemi geliştirmiş kurumsal olarak işleyen bazı kurumları ayrı tutarak söylemeliyim ki özel eğitim bir açığın bir eksiliği gidermek için kurulmuş ama ticarete dökülmüş durumda. 3-5 yaşında ki çocuğun eğitiminin ticarete dökülmesini de yanlış buluyorum…

leave a reply