BODRUM’UN EN GÜZEL SESLİ YAZARI: JEHAN BARBUR

BODRUM’UN EN GÜZEL SESLİ YAZARI: JEHAN BARBUR

‘’Hayat bana nasıl bakıyorsa ben de ona öyle bakarım…’’

Müzisyen, yazar ve prodüktör… Her parmağından marifet olanlardan Gümüşlük sakinelerinden Jehan Barbur ile son şiir kitabı ‘’Sevmediğim Atlaslar’’ı konuşmak için yola çıktık. Hayat, aşk, insan, Bodrum, İstanbul, edebiyat, sinema derken ağır bir röportaj yaptık. 

– Jehan ne demek?
Merhamet eden Tanrı demek.

– Türkçe mi, Arapça mı, Kürtçe mi? Apayrı bir dil mi?
Hiç bir fikrim yok.

– Babanınız mı seçmiş, anneniz mi?
Babamın adı Jean ( “Jan” diye okunur) olduğu için annem de bana Jehan isimini vermiş.

– Babasının isiminin bir kıza verilmesi enteresanmış?
Babam Jean işte. Can gibi… Annem de bu ismi bana vermiş.

– Cihan’a da çok benziyor.
Evet. Cihan dünya demek ama…

– Barbur ne demek ?
Kuğu… Karışık işte; herkes kadar biz de karışığız. Türkiye’de insanların isim anlamlarını sormak bana bazen tekinsiz ya da ayıp gibi geliyor.

– Neden ayıp olsun?
‘’Nerelisin, neredensin, kimsin?’’ gibi sorular kök soruşturur gibi… Karmakarışığız işte. Herkes bir yerlerden; ayrımcılığın çok olduğu bu dönemde, daha nezaketli mi olsak?

– Neden karmakarışıksınız?
Hepimiz öyleyiz. İnsan olarak öyleyiz. Genetik olarak hepimiz karmakarışığız.

– Bodrum’a kaçanlardan mısınız? Yoksa başka bir şey mi var?
Hayır. Burada yaşamayı seviyorum. Huzur buluyorum.

– İstanbul’ da yaşayamıyor mudunuz?
Yaşıyordum ama artık sevmiyordum.

– Neyini sevmiyordunuz?
Tükendim o şehir hayatında. Oraya ölü toprağı atılmış sanki. Soğuk, mesafeli… Benim kendi öznel hayatım da tükenmişti. Kokusu değişti şehrin. Çok iyi gelmiyordu bana artık.

– Gençliğinizdeki İstanbul?
Belli bir döneme kadar özlediğim anlarım var elbet. Ama kentin hissi değişti. Duygusu değişti. Her şeyi değişti. Şu an burayı çok seviyorum. İnsanları seviyorum, doğayı seviyorum.Bir yerde kahve içerken komşulara selam veriyorum.Kendimi daha aklı selim hissediyorum.

– Ya Bodrum’da değişirse nereye gidersiniz?
İşte bütün soru bu? ‘’Gidersek nereye gideriz?’’ Her yere kendini götürür insan aslında ya neyse… 81 tane il var. Bulurum bir yer. Oksijeni bol, nefes aldığım bir yer olur.

– Tanınmış olmaktan ne hissediyorsun.
Rahatsızlık. Ünlü olup tanınmak isteyen insanlardan değilim.

– Utangaç mısınız?
Değilim. Sence?

– Mütevazi?
Mütevazi davranmak ukalalık bence.

– En çok ne yapmayı seviyorsunuz?
Aşık olmayı…

– Ama neye? Erkek, kadın, doğa, deniz, hayvan?
Her şeye…

– Hayata nasıl bakıyorsunuz?
Hayat bana nasıl bakıyorsa öyle bakıyorum. Yaşamak gerektiğini düşünüyorum. Kendi benliğini sonuna kadar hissederek…

– Rahat mısınız hayatınızda?
Rahatım ama değilim de… Neden? Müthiş bir disiplin ve görev bilincim var. Öyle bir aileden geliyorum. Kendimi rahatsız etmekle meşgulüm.

– Bundan zevk alıyor musunuz?
Yoruyor beni…

– Hayatınızda hiç çocuk yapmak istediniz mi?
Hayır.

– Sorumluluktan mı kaçıyorsunuz?
Hayır. Bana göre değil gibi düşünüyorum. Ona haksızlık yapmak istemem. Yetemem…

– Çocuk bakmak ister miydiniz peki?
Bakamam. Aile travmaları yaşasın istemem, o konuda hassasım.

– Çok kafaya takar mısınız?
Evet. İnsanları. Kalp kırgınlıklarını, vefasızlığı…

– Bundan sonra neyi yazmak istersiniz?
Bir yazarın biyografisini…

– Hangisinin?
Söylemem. Gazetecileri de sevmem ve onlara güvenmem.

– Ben de sevmem…
Anlaştığımız bir nokta çıktı.

– ‘’Sevmediğim Atlaslar’’ son kitabınız. Bir şiir kitabı ama bir arayış var sanki?
Aradığım; hakikat.

– Neyin hakikati?
İnsanın gerçeği. Ama var olan… var olanın yansıttığı değil Hani deriz ya “Ama gerçek bu!”Ben onu değil gerçeğin ardındaki hakikati öğrenmek istiyorum.

– Öğrenip ne yapacaksınız?
Hakikatin değeri önemli. Akıldan ibaretiz, başka bir şeyden değil. Niye yaşar insan huzur bulmayacak ve aklileşmeyecekse?

– Peki, saf gerçekliğe çocukluğunuza dönersek. Sokaklarda oyun oynadınız mı?
Çookkk…

– Saklambaç, yakalamaç, vs?
Tabii ki…

– Mahalle de mi büydünüz?
Evet. Gerçek duyguların yaşandığı bir yerde büyüdüm.Bunu kaybettik.

– İstanbul’da nerede yaşıyorsunuz?
Gümüşsuyu’nda…

– Komşularınızı tanıyor musunuz?
Tanımıyorum ki.

– Bodrum’da neyi sevmiyorsunuz?
Miskinliğini ve rehaveti pek sevmiyorum.

– İstanbul’daki aşırı koşturmaca, kaos, manyaklık…
Beni üretmek için kamçılıyordu. Albümler, kitaplar, şarkılar da böyle çıkıyor ama kafa da gidiyor. Hoppp kafa gitti, bitti.

– Bodrum’da nasıl vakit geçiriyorsunuz?
Balık tutmayı çok severim. Yazları balığa çıkarım. Çocukluğumda da annemle balık tutardım.İskenderun’da… Köyde dostlarım var… Bolca okuyor ve yazıyorum. İstanbul’a göre daha yavaş ve içerden yaşıyorum.

– Anneniz hâlâ İskenderun’da  mı?
Evet. Hâlâ orada ve küçük bir cafesi var. Flör Cafe, el emeği, göz nuru!

– Kimi özlüyorsunuz?
Dedemi… Nazik, güçlü, centilmendi… Öyle bir rol modeli tanıdığım için hayatımda zorlanıyorum çünkü  hiç onun gibi biri olmayacak sanki bir daha..  Fazla ağır bir rol model. Şefkatli, deli, komik…

– O adamlardan var mı?
Var da bana mı denk gelmedi?

– O eski adamlar deyince hangi Türk filminde oynamak isterdiniz?
Reha Erdem filmi olabilirdi.

– Ferzan Özpetek?
Sanmam.

– Fatih Akın?
Olabilirdi. Aaa, ayrıca hayatta olsaydı. Kesinlikle bir Ömer Kavur filminde… Onun bütün filmlerindeki Zuhal Olcay karakterlerini oynamak isterdim.

– Siz sanırım yol ve yolculuk  seviyorsunuz?
Kim sevmez ki? Ben o hikayeyi seviyorum. Ara sokak seviyorum. Köy-kasaba seviyorum.

leave a reply